4 Ekim 2011 Salı

DESEM (Dokuz Eylül Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi) Sinema Programı (Eylül-Aralık 2011)


İzmir'de, mevcut sinema sektörüne alternatif olarak faaliyet gösteren ve gerek gösterdiği filmlerle gerekse de bilet fiyatlarıyla beğeni toplayan DESEM (Dokuz Eylül Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi) Sinema Programı belli oldu. DESEM Sinema Programı kapsamında Eylül-Aralık 2011 tarihleri arası program ve bilgiler aşağıdaki şekildedir:

23–29 Eylül - Kim Kiminle Nerede / Whatever Works (2009)
30 Eylül-6 Ekim - Kaybedenler Kulübü (2010)
7-13 Ekim - Hayalî Aşklar / Les Amours İmaginaires (2011)
14-20 Ekim - Başka Bir Yerde / Somewhere (2010)
21-27 Ekim - İyi Yürek / The Good Heart (2010)
28 Ekim-3 Kasım - Ay / Moon (2009)
11-17 Kasım - İmkansızın Şarkısı / Noruwei No Mori (2010)
18-24 Kasım - Daha İyi Bir Dünyada / In a Better World (2010)
25 Kasım-1 Aralık - Aşkın Hâlleri / Le Nom Des Gens (2010)
2-8 Aralık - Bir Zamanlar Anadolu’da (2010)

Yer: Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü, DESEM Binası (Salonları), Alsancak
Bilet Fiyatları: Tam - 4,5 TL, Öğrenci - 3,5 TL, DEÜ Personeli - 3,5 TL

Yayın politikası gereği vizyondaki filmleri göstermeyen ancak ya tarih olarak eski filmleri gösteren ya da yeni filmleri vizyondan kalktıktan sonra gösteren DESEM'de, 2011 güz programının 2010 ağırlıklı olduğu görülüyor, ki programdaki 10 filmin 7'si 2010, 2'si 2009 ve 1'i 2011 yapımı. Yine programa baktığımızda, filmlerin 2'si Türk filmi olurken, 3'ü ABD-Kanada, 4'ü Avrupa ve 1'i Japonya sinemasından...

Filmlerin gösterim saatleri genelde en erken 14:00, en geç 21:15 şeklinde ancak gerek filmlerin uzunlukları ve gerekse de ilgili salonun o gün ve saatteki programına göre bu saatler değişebilmekte veya bazı gün ve saatteki gösterimler iptal edilmektedir. Filmler hakkındaki ayrıntılı bilgiyi ve gösterim saatleri ile program hakkında ayrıntılı bilgiyi DESEM'den edinebilirsiniz.


2 Ekim 2011 Pazar

Kemanı Ağlatan Adam Farid Farjad Ekim'de Türkiye'ye Geliyor!

Geçenlerde, önce Konak'ta ve sonra Buca-Şirinyer'de yer alan afişlerde Farid Farjad'ın 5 Ekim 2011'de İzmir'e geleceğini öğrendim. Aslında bu önemli bir kültürel olay ama maalesef tanıtım ve reklamlar o kadar az ki, hani bu afişleri ve haberi neredeyse "tesadüfen" gördüm diyebilirim...


Neyse... Daha önce bu blogta kendisinden bahsettiğimiz, dünyanın yaşayan en büyük keman virtüözlerinden İranlı sanatçı Farid Farjad sadece İzmir'de değil, aynı zamanda "Türkiye Turnesi" kapsamında, ekim ayı içerisinde birçok şehirde olacak... İşte üstadın programı:

5 Ekim - İzmir (İsmet İnönü Sanat Merkezi) - Biletler Biletix'ten satışa açıldı.

7 Ekim - Erzurum (Atatürk Üniversitesi Salonu) - Özel bir konser olup, bilet satışı yoktur.

8 Ekim - Ankara (Şura Salonu) - Biletler Biletix'ten satışa açıldı.

10 Ekim - Gaziantep (Gaziantep Anfi Tiyatrosu)

12 Ekim - Mersin (Mersin Kongre Merkezi) - Biletler Biletix'ten satışa açılacaktır.Ve ek bilet satış noktaları, iletişim telefonu bildirilecektir.

14 Ekim - Diyarbakır (Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi) - Kahve Diyarı (Ninova Park Diyarbakır) - Mezopotamya Eczanesi (Vilayet) - Tigris Cafe (Sanat Sokağı) Mega Center AVM'de stand açılacaktır.

15 Ekim - İstanbul (Caddebostan Kültür Merkezi) - Biletler Biletix'ten satışa açılmıştır.

Trabzon ve Adana'da salon sıkıntısı nedeniyle ne yazık ki konser yapılamayacaktır.

Üstadın programını Facebook'tan veya Biletix'ten takip edebilirsiniz...

Not: Üstad hakkında bilgi edinmek için blogta daha önce yayınlanan yazıyı veya Musiki Dergisi'ndeki yazıyı okuyabilirsiniz...

1 Ekim 2011 Cumartesi

Genco Erkal - Dostlar Tiyatrosu "Nereye Gidiyoruz / Azizlikler" Oyunu ile Ekim'de İzmir'e Geliyor

Usta oyuncu Genco Erkal; ölümünün 15. yılı nedeniyle Aziz Nesin’in öykü, şiir, masal ve taşlamalarından uyarlayarak sahneye koyduğu tek kişilik yeni oyunu “Nereye Gidiyoruz?” ile sahnede! Dostlar Tiyatrosu’nun, prömiyeri 3 Mart’ta gerçekleştirilen yeni oyunu, bugünlerde herkesin birbirine sorduğu “Nereye gidiyoruz?” sorusuna yanıt arıyor.


Ülkesinin her derdini kendi derdi bilen, tüm yaşamı boyunca düşünceleri uğruna yılmadan mücadele veren bir aydının, Aziz Nesin’in gözünden ülkesini ve insanlarını tanımayı hedefleyen “Nereye Gidiyoruz?”; ölümünün 15. yılında bu büyük gülmece ustasının gözünden ülkenin fotoğrafını çekiyor. Oyunla aynı zamanda; tüm yazılarında Karagöz, Ortaoyunu, Meddah gibi geleneksel gösteri sanatlarımızı, masallarımızı, anlatı geleneğimizle çağdaş sanatın sentezinin en etkileyici örneklerini veren Aziz Nesin’in, genç kuşaklara da tanıtılması amaçlanıyor.

Genco Erkal; okuma alışkanlığının giderek azaldığı günümüzde Aziz Nesin’i tiyatro sanatı ile izleyiciye aktararak, izleyicileri, yazarı daha yakından tanımaya özendirmeyi de hedefliyor.

“Nereye Gidiyoruz?”, içinde yaşadığımız toplumun çelişkilerini ve çıkmazlarını vurucu bir dille yansıtıyor. Kendine has tarzıyla izleyenleri çok güldürecek olan bu çağdaş meddah gösterisi, bir yandan da sorunlara tuttuğu ışıkla düşündürecek. Aziz Nesin’in yıllar önce kaleme aldığı metinlerin güncelliği izleyenleri şaşırtırken, büyük yazarın gözlem ve değerlendirme başarısını bir kez daha ortaya koyuyor.


Oyun Ekibi
“Nereye Gidiyoruz?”un yönetmenliğini ve sahne tasarımını da Genco Erkal üstlenirken; oyunun müzikleri Türkiye’nin ilk özgün film müziği sanatçılarından, mimar, müzisyen, tiyatro-sinema oyuncusu Arif Erkin tarafından hazırlanıyor. Özlem Kaya’nın giysi tasarımını, Hakan Özipek’in ışık tasarımını üstlendiği oyunda Karagöz tasvirleri Haluk Yüce tarafından yapılıyor.

AZİZ NESİN’in öykü, şiir, oyun, masal, taşlama ve köşe yazılarından uyarlayan, yöneten, oynayan, sahne tasarımı: Genco ERKAL.

Müzik: Arif ERKİN
Giysi: Özlem KAYA
Işık Tasarımı: Hakan ÖZİPEK
Karagöz Tasvirleri: Haluk YÜCE
Yönetmen Yardımcıları: Ece YASSITEPE, Emine KINACI
Koreografi Danışmanı: Ece GÖKTAY
Oyun Fotoğrafları: Aylin ÖZMETE
Işık: Cemal BAYKAL
Ses: Mehmet DOĞAN
Teknik: Seçkin OK

Basın-Halkla İlişkiler: Banu K. ZEYTİNOĞLU
Müdür: Ahmet KAYA
Gişe: Derya TOKAÇ
Web Master: Kadir KAYA
Afiş Yaratıcı Yönetmeni: Uğurcan ATAOĞLU
Afiş Fotoğrafı: Serdar TANYELİ
Afiş Tasarımı: Elif YALÇINKAYA
Baskı: Ofset Yapımevi
Tanıtım Sponsoru: EFES

Oyun hakları Nesin Vakfından alınmıştır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının maddi katkılarıyla...


Oyunun İzmir Turne Programı

Dostlar Tiyatrosu, Ekim ayında yeni tiyatro mevsimini Karadeniz, Ege ve Akdeniz bölgelerini kapsayan büyük bir Anadolu turnesiyle açıyor. Bu kapsamda, Dostlar Tiyatrosu, ”Nereye Gidiyoruz” oyunu ile 15-18 Ekim 2011 tarihleri arasında İzmir'de. İzmir Turnesi'nin programı ise şu şekilde:

15 Ekim – Karşıyaka Opera Ve Tiyatro Salonu, 20:30 
(Bilet Satış Noktaları: Karşıyaka Opera Ve Tiyatro Salonu Gişesi, Karşıyaka D&R, Karşıyaka Pan Kitabevi... İletişim: 464 76 95)

16 Ekim – Urla Hakan Çeken Kültür Merkezi, 20:30
(İletişim: 754 40 10 – 464 76 95)

17 Ekim – İzmir Sabancı Kültür Merkezi (Sarayı), 20:30
(Bilet Satış Noktaları: Sabancı Gişe, Alsancak D&R... İletişim: 445 42 13 – 464 76 95)

18 Ekim – Narlıdere Atatürk Kültür Merkezi, 20:30
(Bilet Satış Noktaları: Narlıdere AKM Gişesi... İletişim: 464 76 95)


Not: Bilgiler İzmirde Sanat ve Dostlar Tiyatrosu sayfalarından alınmıştır...
Not 2: Dostlar Tiyatrosu'nun diğer il ve bölgelerdeki programı internet adresinden edinilebilinir...


19 Eylül 2011 Pazartesi

1. Fantasturka (Türk İşi Fantastik Filmler Festivali) Programı

Ülkemizde "fantastik sinema" türünün sevilmesi, derinlemesine tanınması ve sinema sanatçılarımızın söz konusu dalda kısıtlı koşullar içinde ürettikleri yapıtların geçmişe göre çok daha farklı bir anlayış çerçevesinde ele alınması için meslek hayatı boyunca yoğun emekler ortaya koymuş bulunan merhum sinema yazarı / sinema tarihi araştırmacısı Metin Demirhan’ın (1965-2007) aziz hatırasına ithaf edilen 1. Fantasturka (Türk İşi Fantastik Filmler Festivali) programı açıklandı.


Türe hak ettiği değeri verecek olan, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmî kurumlarından herhangi bir parasal destek talep edilmemiş ve bu türden bir yardım alınmamış" olan, alışılmış film festivallerinden farklı olacak ve bu yüzden de "malum çevrelerden" bir destek/katılım göremeyecek olan festival Yeni Şafak gazetesi sinema yazarı Ali Murat Güven'in danışmanlığında düzenleniyor ve Sinematik, Ters Ninja, Öteki Sinema ekipleri de festivalde görev alıyor. 23-25 Eylül 2011 tarihleri arasında Ankara'da Kızılırmak Sineması 4 nolu salonda film gösterimlerinin gerçekleşeceği festivalde, Levent Çakır, Kunt Tulgar, Yılmaz Atadeniz ve Çetin İnanç gibi türün önemli isimlerinin / yönetmenlerinin katılacağı paneller de düzenlenecek ve sinemaseverlerin soruları yanıtlanacak.

Festival programına baktığımızda güzel bir program olacağını görüyoruz. Filmler, paneller güzel, buna ek olarak kısa filmlere yer verilmesi ayrıca güzel. Diğer sitelere yazdığım yorumlarda belirttiğim gibi mola süreleri dikkatimi çekti, ancak buradan anlaşılıyor ki katılımcıların bir dakikası bile önemli anlayışı var. Bu hepsinden önemli ve güzel. Zaten bu da "Gösterimlerin ve söyleşilerin başlangıç-bitiş saatleri kesindir. Genel akışın bozulmaması için hiçbir gösterim ya da söyleşide zaman sarkması olmayacaktır." ifadesi ile açıklanıyor... Açıkçası benzer bir etkinliğin İzmir'de de düzenlenmesini isterim şahsen...

Festival boyunca tüm etkinliklere katılımın ücretsiz olduğu festivale Ankaralı tüm sinemaseverlerin katılmasını diliyoruz... Tüm gelişmeleri ve ayrıntıları resmi internet sitesinden takip edebileceğiniz Fantasturka'nın programı aşağıdadır:
FANTASTURKA


23 EYLÜL CUMA / GÜN 1
12.00 - Belgesel Film: “Fantastiğin Sineması”
Yönetmen: Mesut Kara / 2007 Yapımı / Renkli ve Siyah-Beyaz / Süre: 90’20” (Yönetmenin katılımıyla gösterim)

“14,5 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

13.45 - Kısa Film: “Hezarfen” (Animasyon)
Yönetmen: Tolga Arı / 2010 Yapımı / Süre: 3’20”

13.50 - Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Kilink, Uçan Adam’a Karşı”
Yönetmen: Yılmaz Atadeniz / 1967 Yapımı / Süre: 108’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“7 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

15.45 - Kısa Film: “Dördüncü Çarpışma: İstanbul Bağlantısı”
Yönetmen: Tanay Genco Ülgen / 2010 Yapımı / Süre: 4’15”

15.50 - Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Kilink: Soy ve Öldür”
Yönetmen: Yılmaz Atadeniz / 1967 yapımı / Süre: 93’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“7 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

17.30 - Kısa Film: “Eski Dünyanın Orduları”
Yönetmen: İsmail Kemâl Çiftçioğlu / 2011 Yapımı / Süre: 28’15”

18.00 - Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Zagor: Kara Bela”
Yönetmen: Nişan Hançer / 1970 yapımı / Süre: 75’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“10 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

19.25 - Kısa Film: “Vidalar”
Yönetmen: Can Evrenol / 2006 Yapımı / Süre: 10’

19.35 - Kısa Film: “Diyet Kokain”
Yönetmen: Haktan Kaan İçel / 2007 Yapımı / Süre: 07’40”

19.45 - Kısa Film: “Kırılmış: Bir Kara Film Hikâyesi”
Yönetmen: Berkin Çelik / 2011 Yapımı / Süre: 12’10”

HAYDİ, ŞİMDİ DE TÜRK SİNEMA TARİHİNDEKİ BU ÇILGIN FİLMLERİ ÜRETEN KAHRAMANLARIN EN ÖNDE GELENLERİNDEN BİRİYLE BİZZAT TANIŞMAYA!
(Söyleşi merkezine geçmek ve salonda yerinizi almak için toplam 17 dakikanız bulunmaktadır.)


20.15 - AKTÖR, DUBLÖR VE DÖVÜŞ SAHNELERİ KAREOGRAFI LEVENT ÇAKIR İLE SÖYLEŞİ
Moderatör: Ali Murat Güven (Sinema Yazarı / Sinema Tarihi Araştırmacısı / Yeni Şafak gazetesi)


24 EYLÜL CUMARTESİ / GÜN 2
12.00 - Kısa Film: “Aybike’nin Ölümü”
Yönetmen: Tolga Aydın / 2011 Yapımı / Süre: 12’55”

12.15 - Kısa Film: “Gelecekten Anılar”
Yönetmen: Hüseyin Mert Erverdi / 2010 Yapımı / Süre: 6’40”

12.25 - Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “3 Dev Adam”
Yönetmen: Tevfik Fikret Uçak (1933-2003 / Saygıyla anıyoruz) / 1973 yapımı / Süre: 79’ / Renkli / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“16 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

14.00 - Kısa Film: “Diken Üstü” (Animasyon)
Yönetmen: Haktan Kaan İçel / 2006 Yapımı / Süre: 8’25”

14.10 - Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Ölüler Konuşmaz ki…”
Yönetmen: Yavuz Yalınkılıç (1930-2005 / Saygıyla anıyoruz) / 1970 Yapımı / Süre: 73’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“7 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

15.30 - Kısa Film: “Babaannem”
Yönetmen: Can Evrenol / 2008 Yapımı / Süre: 6’32” (+18 / Kanlı şiddet içermektedir)

14.40 - Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Turist Ömer Uzay Yolu’nda”
Yönetmen: Hulki Saner (1925-2005 / Saygıyla anıyoruz) / 1973 Yapımı / Süre: 72’ / Renkli / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“8 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

16.00 - Kısa Film: “Kurban Bayramı”
Yönetmen: Can Evrenol / 2008 Yapımı / Süre: 05’37” (+18 / Kanlı şiddet içermektedir)

16.10 - Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Demir Yumruk: Devler Geliyor”
Yönetmen: Tunç Başaran / 1970 Yapımı / Süre: 71’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“9 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

17.30 - Kısa Film: “Babama ve Anneme” (Festivalin en rahatsız edici filmi / “Ön Uyarmalı” gösterim)
Yönetmen: Can Evrenol / 2010 Yapımı / Süre: 08’35” (+18 / Kanlı şiddet ve cinsellik içermektedir. Bu filmden önce izleyiciler filmin konusu ve anlatım tekniği konusunda özenle uyarılacak, izleme ya da izlememe yönündeki tercihleri bütünüyle kendilerine bırakılacaktır.)

“6,5 DAKİKA ‘KENDİNE GELME’ MOLASI”

17.45 - Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Süpermen Dönüyor”
Yönetmen: Kunt Tulgar / 1979 Yapımı / Süre: 69’ / Renkli / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

HAYDİ, ŞİMDİ DE TÜRK SİNEMA TARİHİNDEKİ BU ÇILGIN FİLMLERİ ÜRETEN KAHRAMANLARIN EN ÖNDE GELENLERİNDEN BİRİYLE BİZZAT TANIŞMAYA!
(Söyleşi merkezine geçmek ve salonda yerinizi almak için toplam 36 dakikanız bulunmaktadır.)

19.30 - YAPIMCI, YÖNETMEN VE AKTÖR KUNT TULGAR İLE SÖYLEŞİ
Moderatör: Murat Tolga Şen (Sinema Yazarı / Sinema Tarihi Araştırmacısı / www.otekisinema.com)


25 EYLÜL PAZAR / GÜN 3
12.00 - Kısa Film: “Sayfalar”
Yönetmen: Haktan Kaan İçel / 2007 Yapımı / Süre: 3’33”

12.05 - Kısa Film: “Aklımın Odaları”
Yönetmen: Can Fakıoğlu / 2008 Yapımı / Süre: 8’15”

12.15 - Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Demir Pençe: Korsan Adam”
Yönetmen: Çetin İnanç / 1969 yapımı / Süre: 85’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır (Yönetmenin katılımıyla gösterim)

HAYDİ, ŞİMDİ DE TÜRK SİNEMA TARİHİNDEKİ BU ÇILGIN FİLMLERİ ÜRETEN KAHRAMANLARIN EN ÖNDE GELENLERİNDEN BİRİYLE BİZZAT TANIŞMAYA!
(Söyleşi merkezine geçmek ve salonda yerinizi almak için toplam 23 dakikanız bulunmaktadır.)


14.00 - YAPIMCI, SENARİST VE YÖNETMEN ÇETİN İNANÇ İLE SÖYLEŞİ
Moderatör: Utku Uluer (Sinema Yazarı / Sinema Tarihi Araştırmacısı http://sinematik.blogspot.com)

16.00 - Kısa Film: “Sandık”
Yönetmen: Can Evrenol / 2007 Yapımı / Süre: 5’50”(+18 / Kanlı şiddet içermektedir)

16.10 - Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Yılmayan Şeytan”
Yönetmen: Yılmaz Atadeniz / 1973 yapımı / Süre: 86’ / Renkli / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır (Yönetmenin katılımıyla gösterim)

HAYDİ, ŞİMDİ DE TÜRK SİNEMA TARİHİNDEKİ BU ÇILGIN FİLMLERİ ÜRETEN KAHRAMANLARIN EN ÖNDE GELENLERİNDEN BİRİYLE BİZZAT TANIŞMAYA!
(Söyleşi merkezine geçmek ve salonda yerinizi almak için toplam 24 dakikanız bulunmaktadır.)


18.00 - YAPIMCI, SENARİST VE YÖNETMEN YILMAZ ATADENİZ İLE SÖYLEŞİ
Moderatör: Mesut Kara (Sinema Yazarı / Sinema Tarihi Araştırmacısı / http://yesilcamhatirasi.blogspot.com)

20.30 - TÜM KONUKLARIN, YANISIRA DA FANTASTİK SİNEMASEVERLER VE MEDYANIN KATILIMIYLA ÖDÜL TÖRENİ
Yer: Kızılırmak Sineması / 2. Salon


13 Eylül 2011 Salı

Sinema Dergisi, Tüm Zamanların En İyi 100 Filmini Seçiyor, Oylarınızı Bekliyor

Geçenlerde Estar Abi blogunda gördüm bu haberi, sonrasında da Üçüncü Adam'da... Konu şu: Sinema Dergisi, 15. yılı özel sayısının gördüğü ilgi üzerine yeni bir oylama ve yeni bir özel sayı ile Türk Sineması'nın en iyi 100 filmini seçiyor, tabiî oylarımızla. Bunun için dergi, tüm Türk Sineması tarihinden bir eleme yaparak "oylamaya değer" 350 filmi seçmiş. Bizden istedikleri ise http://www.eniyi100turkfilmi.com/ adresine girerek bu 350 filmden en çok beğendiğimiz ilk 10 filmi belirleyip göndermek... 


Filmlere baktığımızda, her renge her kesime hitap eden bir liste hazırlamış dergi. 1930lardan tutun da 2011'e kadar; Muhsin Ertuğrul'dan Metin Erksan'a, Kartal Tibet'ten Yılmaz Güney'e, Zeki Demirkubuz'dan Nuri Bilge Ceylan'a; Recep İvedik'ten Hababam Sınıfı'na, Malkoçoğlu'ndan Dünyayı Kurtaran Adam'a her türden film var. Her tür izleyici düşünülmüş... Ayrıca, Hababam Sınıfı, Malkoçoğlu gibi seri nitelikli filmlerden ise sadece birer örnek verilmiş.

Öncelikle belirteyim ki listeye bakınca Türk Sineması'ndan ne çok izlemediğim ve izlenesi film olduğunu gördüm. Bu açıdan iyi bir liste olmuş... Oylamaya gelince, ben şahsen bu 350 film arasından ilk 10 seçmekte zorlandım. Kuşkusuz izlemediğim filmler arasında birçok kaliteli film olduğunu biliyorum ama ben şahsen izlediğim filmlerden "kendimce" 49 filmlik bir ön liste hazırladım:

Anayurt Oteli
Anlat İstanbul
Başka Dilde Aşk
Beynelmilel
Bizim Aile
Canım Kardeşim
Çıplak Vatandaş
Çiçek Abbas
Düttürü Dünya
Eşkıya
Fikrimin İnce Gülü – Sarı Mercedes
Gülen Gözler
Hababam Sınıfı
Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?
Her Şey Çok Güzel Olacak
İnşaat
Kader
Kapıcılar Kralı
Kibar Feyzo
Köşeyi Dönen Adam
Maden
Malkoçoğlu
Masumiyet
Mavi Boncuk
Mustafa Hakkında Her Şey
Namuslu
Nefes: Vatan Sağolsun
Neşeli Günler
Selamsız Bandosu
Selvi Boylum Al Yazmalım
Sultan
Sürü
Süt Kardeşler
Şalvar Davası
Şekerpare
Takva
Tarkan
Tatar Ramazan
Tosun Paşa
Turist Ömer
Uçurtmayı Vurmasınlar
Uzak
Uzak İhtimal
Üç Maymun
Yazı Tura
Yol
Yüz Numaralı Adam
Zübük
Züğürt Ağa

Bu 49 filmlik listeyi 10'a düşürmek gerçekten zor oldu.  İlk etapta 32'ye, ardından 24, 16, 13 derken gittikçe zorlaştı elemeler. En sonda ise şöyle bir liste çıktı ortaya:

Şekerpare
Tosun Paşa
Çiçek Abbas
Düttürü Dünya
Neşeli Günler
Hababam Sınıfı
Kader
Selvi Boylum Al Yazmalım
Züğürt Ağa
Anayurt Oteli

İlk listeyi alfabetik sıraya göre verirken 10 filmlik listeyi puanlama sistemine göre verdim çünkü oylamada 1. film 10 puan, 10. film 1 puan alıyor... Listeye bakınca komedi ağırlıklı filmler zirvede. Ayrıca, listeye bakınca Kader dışındaki tüm filmler 90 öncesi filmler. Bu da demek oluyor ki, her klasik Türk film izleyicisi gibi ben de "Yeşilçam Dönemi" diye adlandırılan dönemin filmlerini, yani "Yeşilçam filmleri" diye adlandırılan filmleri seviyorum...

Benim listem bu... Şimdi sıra sizde...


27 Ağustos 2011 Cumartesi

Türk'ün Bilim Kurgu ile İmtihanı

"Türk'ün bilim kurgu ile imtihanı" pek parlak değildir. Türkiye'de bir bilim kurgu kültürünün olmadığı yadsınamaz bir gerçek. Türk halkının bilim kurgu ile arası pek yoktur. Gerek edebiyat, gerek sinema, hangi alanda olursa olsun, bilim kurgu genel Türk halkının pek ilgi alanına girmiyor. Tür, ancak özel ve az sayıdaki izleyicisi dışında Türkiye'de pek talep görmüyor.

Bilim kurgunun Türkiye'deki durumu hâliyle sinemaya da yansıyor, bilim kurgu sineması genel Türk izleyicisinin ilgi alanına girmiyor. Türk halkı ya da Türk sinema izleyicisi, sıkı sinema takipçileri yani sinefiller bile bilim kurguyu pek tutmuyor. Dram, komedi gibi türler her alandan izleyici bulabilirken, bilim kurgu ancak o türün takipçileri tarafından takip ediliyor, izleniyor.


Türkiye'de bilim kurgu açısından çekilen film bir elin parmaklarını geçmiyor maalesef. Türk bilim kurgu filmleri olarak sinematik'in yerli Battlestar Galactica olarak adlandırdığı Dünyayı Kurtaran Adam (1982), Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu (2006), bir Star Trek (Uzay Yolu) parodisi olan Turist Ömer Uzay Yolunda (1973) ve son olarak Turist Ömer'den esinlenerek çekilen G.O.R.A (2003) filmlerini sayabiliriz. Bu filmlere baktığımız zaman, hiçbirisinin salt bilim kurgu olmadığını ve esasen bilim kurgunun diğer türlerin arkasına saklandığını görüyoruz. Dünyayı Kurtaran Adam (DKA) dışındaki filmler esasen komedi filmleri olarak göze çarparken DKA fantastik film olarak göze çarpıyor, ki aslında bu filmler içinde bilim kurgu olarak adlandırılabilecek tek film de odur.


Türkiye'deki bilim kurgunun durumu maddî koşullara, teknolojik yetersizliğe, vs.ye bağlanabilir ancak Türkiye eski Türkiye değil. Kuşkusuz şu anda teknik ve maddî anlamda sinemamız eskisine göre daha iyi konumda ancak sanırım bilim kurgu halen daha önemsenmiyor, iş yapmaz olarak algılanıyor, "biz yapamayız", "bilim kurguya yatırılan paraya yazık" ya da "bilim kurguya ne gerek var" anlayışları hâkim... "Bilim Kurgu Manyağı" adlı site, Türk bilim kurgu filmlerinin durumunu şöyle ifade ediyor:

"Türk bilim kurgu filmlerinin neden çok boş olduğunun arkasındaki en önemli sebep bence Türkiye’nin içinde bulunduğu toplumsal ve ekonomik durum, ve tabii okuyucuların genel eğitim ve ilgi düzeyi…

Bilim Kurgu, çoğu kişinin sandığının aksine, boş bir eğlencelik değil, aslında sosyal ve bilimsel gelişmelerin geleceğe yansıtıldığı bir bilim dalı.  Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’deki bilim kurgu fakirliğinin sebebi belli; Türkiye’nin gelecekte dünyayı ve insanlığı değiştirecek bilimsel ya da toplumsal vb büyük etkiler yapabileceği şüpheli...
...Fakat şu anda işte GORA ya da Dünyayı Kurtaran Adam’ın Oğlu gibi filmlerin ya da uzay konulu reklamların içeriklerinin klişe ve basit olmasının sebebi şu: Türkiye ile ilgili ciddi projeksiyonlar yapabilecek kapasitede yazarlar çok yok, olanlar da daha kısa vadeli ve politik konularla ilgili...
...Özetle, sonunda alınan sonuç “bıyıklı astronot”, “uzaygemisinde temizlikçi kadın”, “uzaygemisinde simit-çay molası” ve “hareket çekme” vb gibi hoşluklardan öteye geçemiyor. Halbuki eskiden belirtilen “bütçe”, “uzmanlık”, “teknoloji” eksiklikleri pek yok, bu filmlerin ne kadar kaliteli çekimleri ve bilgisayar teknolojilerini kullandıkları görülüyor. Demek ki iş aslında filmlerin ve senaryoların içini doldurmada...

Bilim kurguyu Cem Yılmaz ve Mehmet Ali Erbil gibi komedyenlerin komedi şovu ve ucuz eğlence malzemesi olmaktan çıkaracak ciddi yazar, sinemacı ve projelere ihtiyacımız var."


Şunu itiraf ediyorum ki, şahsen kitap ve edebiyat türünde seçici olan benim ilgi alanıma pek girmiyor bilim kurgu, fantastik gibi kitap/edebiyat türleri. Ancak sinemaya gelince iş değişiyor. Çok sevdiğim sinemada tür mevhumu ortadan kalkıyor benim için. Sinema konusunda seçicilikten ziyade tam anlamıyla obur olan benim için, tür yerine oyuncu ve yönetmen gibi etkenler daha önemli ama bu konuda bile katı ya da bağnaz değilim. Sadece tarih anlamında yeni değil, eski de olsa "izlemediğim her film benim için yenidir" düsturunca yeni filmlere şans tanımaya çalışıyorum, hatta yeni ülke sinemaları, türler, oyuncular, yönetmenler, vs. keşfetmekten de zevk alıyorum... 

Bilim kurguya geri dönersek, ben Türkiye'de bilim kurgu sinemasının çekileceğine inanıyorum ve çekilmesini de istiyorum ama tabiî G.O.R.A gibi görsel olarak güzel ama komedinin arkasına saklanmış bilim kurgu değil tam anlamıyla saf bilim kurguların çekilmesini istiyorum. Şahsen, DKA'nın halktan gördüğü olumsuz tepkinin ve hatta alaycılığa varan tepkinin bu konuda niyetli ve istekli olan isimlerin önünü kestiğini, onları korkuttuğunu ve bu işten vazgeçirdiğini düşünüyorum... Bilim kurguda hem sinema anlamında hem de işin tekniği, efektleri anlamında bunu rahatlıkça yapacak isimlerin olduğunu biliyorum. Yeter ki cesaret edilsin, yeter ki harekete geçilsin ve artık bir Türk bilim kurgusu izleyelim istiyorum...


Ne dersiniz, Türkiye'de de artık tam anlamıyla bir bilim kurgu filmi yapılır mı? Yoksa hâlâ daha Hollywood'a bakıp onlarla mı avunuruz, Kemal Sunal misali cama ekmek banmaya devam mı ederiz? DKA'nın halktan aldığı tepki ve karşılaştığı durum, Türkiye'de (sinemada) türün meraklılarını korkuttu ve geri adım atmaya mı yöneltti? Ne dersiniz? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda, yeni keşfettiğim Bilim Kurgu Manyağı, Üçüncü Adam, Hayali İcraat, Sci Fi Türkiye ile severek takip ettiğim Sinematik, Öteki Sinema, Ters Ninja, Sadibey, Sinemaloji, Estar Abi başta olmak üzere sinema ve/veya kültür konularında yazan site/blogların ve bilim kurguya veya sinemaya gönül vermiş herkesin cevabını/yorumlarını merak ediyorum.

Not: Aslında 2011 yılında tam anlamıyla güzel bir bilim kurgu filmi çekildi. Esasen kısa metraj film olan Türk bilim kurgu filmi Eski Dünyanın Orduları (2011) filmine bir sonraki yazımda değineceğim.

Not 2: Bu yazıyı yazarken "bilim kurgu" mu yoksa "bilimkurgu" mu konusu aklımı kurcaladı. Bitişik yazanlar da var ayrı yazanlar da. En son Türk Dil Kurumu (TDK) aklıma geldi. TDK Güncel Türkçe Sözlük'te ve Yazım Kılavuzunda kelime "bilim kurgu" şeklinde ayrı yazılıyor, bitişik olan "bilimkurgu" ifadesine rastlanmıyor. Büyük Türkçe Sözlük'te ise her iki hâli de veriliyor ancak kelimenin bitişik hâlinin 1974'te (kelimenin dilimize ilk girdiğinde) olduğunu ifade ediyor... Uzun lafın kısası, bu ifade günümüzde "bilim kurgu" şeklinde ayrı yazılıyor. Bu sebeple de yazıda ayrı olarak yazılmıştır.


8 Ağustos 2011 Pazartesi

The African Queen (1951)

Sinema tarihine baktığımızda, özellikle 1950-60’lı yıllara kadar olan ve adından bir parça söz ettirmiş, ses getirmiş filmler birer “klasik” olarak adlandırılıyor. Bu “klasik” filmlerin aslında Hollywood yapımı olduğunu ve ağırlıklı olarak da siyah-beyaz filmler olduğunu söylememe gerek yok sanırım... Tamam, o dönemde yapılan ve gerçekten birer klasik, şaheser sayılan filmler, hatta benim de çok sevdiğim, hayranı olduğum filmler mevcut ama hepsini bu kategoriye almak, kaliteli filmlere haksızlık olur kanaatindeyim.


Filmin Konusu

Yukarıdaki bahsettiğim “klasik” adı verilen filmlere örnek olarak vereceğim bir film 1951 yapımı The African Queen ya da Türkçesi ile Afrika Kraliçesi filmi. Filmin konusunu kısaca şu şekilde verebiliriz: “Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Alman ordusu Kongo’yu işgal eder. İşgal sırasında ağabeyi ölünce Rose Sayer, alkolik bir maceraperestin teknesiyle güvenli bir ülkeye kaçmayı dener. Nehir boyunca onları sadece tropikal tehlikeler ve düşman askerleri değil, sürpriz bir aşk da beklemektedir.” (Beyazperde)

Filmin başrol oyuncularına baktığımızda Katharine Hepburn ve Humphrey Bogart gibi iki dev ismi görüyoruz. Katharine Hepburn, Metodist Kilisesi’ne bağlı olarak Kongo’da misyonerlik faaliyetini yürüten Rosa Sayer isimli bir misyoner olarak karşımıza çıkarken, Humphrey Bogart ise yine Kongo’da yaşayan Charlie Allnut adında alkolik bir tekneciyi canlandırıyor. Eğer Humphrey Bogart’ı, benim gibi ilk olarak Casablanca (1942) filminde izlediyseniz, bu filmde gördüğünüz manzara karşısında şaşırmamanız olanaksız. Casablanca’da zengin, varlıklı, asil ve karizmatik bir adam olarak gördüğümüz Humphrey Bogart, The African Queen’de ise sakallı, alkolik ve serseri bir adam olarak karşımıza çıkıyor.


The African Queen’e geri dönecek olursak, film Metodist Kilisesi’nde yapılan ve rahip ile kız kardeşi dışında katılanların hepsinin Afrikalı zenci olduğu bir sahne ile başlıyor. Ağır aksak ilerleyen filmin gidişatı Almanların, ilgili köyü basmasıyla değişiyor. Rahip ağabey ölünce de kız kardeş Rosa Sayer ile misyoner kardeşlerin yakından tanıdığı tekneci Charlie Allnut kaçma planları yapıyor... Akla hemen şu soru gelebilir: Almanların Kongo’da ne işi var? Bu soruya karşılık olarak da şu soru sorulabilir: Peki, İngilizlerin orada ne işi var? Şunu eklemek gerek; filmde yer alan rahip, kız kardeşi ve tekneci İngiliz. Bunu filmde defalarca vurguluyorlar, tekneye İngiliz bayrağı çekiyorlar, ki zaten filmin kaçış anından sonraki gidişat İngiliz olmaları üzerine kurulu.


Filmin Ayrıntıları

“The African Queen” ya da Türkçesi ile “Afrika Kraliçesi” ismi (Afrikalı Kraliçe de denilebilir) Charlie Allnut’un teknesinin ismidir. Filme adını veren bu tekne önemlidir çünkü tekne patlayıcı jelatin, oksijen ve hidrojen tüpleri ile dolu. Bunların Almanların eline geçmesini istemiyorlar, çünkü bunlar ile torpiller hazırlanabilir ve gemiler batırılabilir.

Filme baktığımızda, çok net ifade edilmese de bir İngiliz propagandası ve Alman düşmanlığı, karşıtlığı yapılıyor, zaman zaman Almanlar küçük görülüyor, onlarla dalga geçiliyor. Aslında filmin konusuna ve yapım yılına baktığımızda bunun, net olmasa da, bir kara propaganda olduğunu ifade edebiliriz, zira filmin konusuna baktığımızda film 1. Dünya Savaşı zamanında geçiyor, filmin yapım yılına baktığımızda ise filmin 1951’de yani 2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra yapıldığını görüyoruz. Her iki dünya savaşına baktığımızda İngilizler ile Almanların karşı cephelerde, düşman olarak savaştığını görüyoruz. Bu sebeple, filmde Alman karşıtlığı ve İngiliz propagandasının yapıldığını belirtebiliriz. Buna ek olarak, yine net olarak ortaya konmasa da, Katharine Hepburn’ün canlandırdığı Rosa Sayer ve ağabeyi üzerinden de Hıristiyanlık propagandası yapıldığını, ayrıca İngilizlerin Afrika’da masumane bir şekilde, tamamen dini amaçla yer aldığını ama Almanların gelerek bu durumu bozduğunun da propagandası yapılıyor. Yani, kısaca ifade etmek gerekirse İngilizler iyi çocuk, Almanlar kötü çocuk olarak gösteriliyor filmde.

Filme baktığımızda film neredeyse tamamen Rosa Sayer ile Charlie Allnut’un teknedeki kaçışları ile geçiyor, yani filmin neredeyse tamamı teknede geçiyor. Film, Katharine Hepburn ile Humphrey Bogart üzerine kurulu diyemiyorum, çünkü neredeyse filmin tamamında bu 2 isim var, diğer deyişle bu ikisinden başka kimse yok. Bir rahip ağabey karakteri var ama o da filmin başında ölüyor. Onun dışında filmin neredeyse, başında ve sonunda, toplam 20 dakikası dışında bu ikili dışında kimse yok, olanlar da figürasyon kabilinden yer alıyorlar. Filmin neredeyse tamamı teknede geçtiğinden ve filmde neredeyse pek bir aksiyon veya olay olmadığından filme tam giremiyorsunuz, hatta zaman zaman filmin konusunu unutabiliyor ve filmden uzaklaşabiliyorsunuz.


Teknik açıdan filme baktığımızda, filmin orijinali aslında siyah-beyaz ama film, bazı eski filmler gibi, sonradan renklendirilmiş. Bunun dışında ise bazı sahneler, doğal ortamda çekilmediği ya da çekilemediği için stüdyoda çekilmiş, ki bu sahneleri net bir şekilde görebiliyorsunuz. Film, Afrika’da doğal ortamda çekilmiş. Böylece filmde, filmin dili olan İngilizce dışında Almanca ve hatta Afrika’nın en büyük dili olan Swahili dilini de işitmek mümkün.

Peki, filmin hiç mi güzel tarafı yok? Eğer filmin tamamı kötü dersek veya filmde hiç güzel şey yok dersek filme haksızlık etmiş oluruz. Her şeyden önce, filmin oyuncuları gerçekten kaliteli, her ikisi de sinema tarihinin en iyi oyuncularından. Her iki oyuncu da rollerini çok iyi yansıtmış, hatta Humphrey Bogart bu rolüyle en iyi erkek oyuncu dalında Oscar almış. Bununla birlikte yönetmenlik de kaliteli. Filmin yönetmeni John Huston, stüdyoda çekilen sahneleri filme iyi bir şekilde montajlamış, stüdyoda çekilen sahneleri fark edebiliyorsunuz ama bu sizi rahatsız etmiyor. Asıl yönetmenlik başarısı ise filmin doğal ortamda çekilmiş görüntüleri. Filmin görüntüleri, çekimleri başarılı, doğayı iyi yansıtmış. Film adeta bir doğa belgeseli gibi, hatta öyle ki yönetmen zaman zaman izleyiciyi doğa ile baş başa bırakıyor ve izleyende sanki bir doğa belgeseli izliyormuş havası bırakıyor.


Filmin türü savaş, macera ve romantik olarak geçiyor. Hâlbuki filmde ne macera var ne de savaş var. Buna ek olarak filmde aşk figürü olduğu belirtiliyor hem tür hem de konu kısmında. Tamam, ortada aşk var ama bu aşka, belli bir süre bir arada bulunan bir kadınla bir erkeğin aşkı, alışkanlık diyebiliriz aslında. Herhangi bir çifti, bir süreliğine bir yere kapatsak, kuşkusuz olarak bir alışkanlık, bağlanma ve aşk oluşur. Buradaki aşk da öyle, yani öyle aman aman bir aşk değil.


Filmle ilgili olarak, bu film, bir “klasik” olarak geçmekte ve hatta beyazperde.com sitesinde filmle ilgili yapılan bir yorumda “her sinemaseverin ölmeden evvel görmesi gereken bir başyapıt” olarak ifade ediliyor. Şunu söyleyebilirim ki, filmi bu bilgi ve yorumlarla izlemeye başladığınızda büyük beklentilere girmeniz ve sonucunda büyük bir hayal kırıklığına uğramanız mümkün çünkü film o kadar da abartıldığı gibi bir film değil, bu filmi izleyecekseniz öyle büyük beklentilere kapılmayın...


ShareThis

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...