23 Nisan 2011 Cumartesi

Yazar Murat Yatağanbaba ile Söyleşi (3. - Son - Bölüm)

Yazar Murat Yatağanbaba ile, yayınladığı "Türk Kültürü'nün Karbon Kağıdı Barış Manço" isimli kitabı üzerinden Barış Manço üzerine söyleşimize, 3. ve son bölümde devam ediyoruz:*



- 6 Ağustos 2009'da vefat eden Kurtalan Ekspres'in efsane ismi Bahadır Akkuzu'nun anısına... - 

3. Bölüm: "Barış Manço kendini aşmış bir insandı!"

Kitabınızın bir yerinde (sayfa 58) “Barış Manço kendini aşmış bir insandı.” demişsiniz. Bunu biraz açar mısınız?

“Toplumdan çekinmediğini / toplum baskısından etkilenmediğini” anlatmak istedim. “Eşim Lâle ile camiye gidip beraber namaz kılacağım” dediğinde bu konu Türkiye için bir tabu idi. Diyanet yıllar sonra buna onay verdi. “Camide konser vereceğim ve dinimizin hoşgörüsünü bütün dünyaya göstereceğim” demesi de bunun kanıtı. Oysaki bu “hoşgörü” falan değil, Din’in “ta kendisi”dir. Çünkü Hz. Muhammed zamanında mescitlerde bilimsel tartışmalar yapılıyordu, güreş / spor yapılıyordu, şarkı söyleniyordu, siyasi-stratejik planlar yapılıyordu ve namaz “da” kılınıyordu. Şimdi ise “sadece” namaz kılınıyor. Barış Manço “kendini aşmış” bir adam olmasa, “Arkadaşım Eşek” diyemezdi, “Ayı” şarkısını yapamazdı… Çünkü bunu başka biri yapsaydı ilk olarak, adamın canına okurlar Türkiye’ye bile sokmazlardı. Fakat Barış Manço kendini aşmış bir adam / benlik olarak hiç korkmadan bunları şarkı yaptı.  Toplum baskısından çekinmemek / etkilenmemek, zaten ancak ve ancak kendini aşmış insanların hakkındır ve haddidir.

Barış Manço’nun hayattayken İslam’ın hoşgörüsünü göstermek için, eşi Lale Manço ile camide namaz kılmak istemesi ve hatta camide konser vermek istemesi, istenenin aksine İslam dinine zarar vermez miydi?

Az önce açıkladığım gibi bu konunun detayı. Şimdi siz “camide konser” deyince, orayı meyhaneye veya gazinoya çevirirseniz elbette problem çıkar. Camide konserin caminin ortamına uygun olması lazım… Aslında benim bu konuda bir projem var, inşaat mühendisleriyle konuyu görüşüyorum. Ben camilerin etrafına ek binalar yapıp Peygamberimiz zamanındaki durumuna döndürmek istiyorum. Yani camiler de okul olarak kullanılabilir, spor salonları, konferans salonları haline getirilebilir ve camilerde namaz “da” kılınabilir. Yoksa bu beton yığınları / bu duvarlar günde 5 vakitten yani günde 2 saatten sonra bomboş oluyor. 22 saat boş geçiyor. Bunlar / camiler ciddi bir organizasyonla / devletin denetiminde çok işlevli yerlere döndürülebilir…

Bir yazınızda Sokrates ile Barış Manço’nun aynı damardan beslendiğini belirtmişsiniz. Açıklar mısınız?

Sokrates “bir insan sadece kendi sitesinin değil bütün kâinatın üyesidir” diyor. Barış Manço da “bu dünya benim memleket” diyor! Bunlar aynı bakış açısıdır. Aynı damardan beslendikleri kanaatine buradan vardım. Detayları kitabımda ve bu makalem benim yazarlık kariyerimin “doruk noktaları”ndan biri… Aynı makalemde Kur’an’ın da böyle düşündüğünü gösteriyorum.

Barış Manço ile Fethullah Gülen arasındaki bağ nedir? Genel olarak Barış Manço’nun tarikatlara-cemaatlere bakışı nasıldı?

Araları çok iyiydi. Benim ise çok kötü! Ben bu konuyu daha fazla cevaplamak istemiyorum, korktuğumdan değil, tarikat-cemaat dendiğinde kusacağım geliyor da ondan. Çünkü buralar maalesef küpü doldurma yerlerine döndü. Tarik “yol” demek, çoğulu tarikat ise “yollar” demek. Barış Manço’nun “hangi yoldan” olduğunu ve bunlara nasıl baktığını ben kitabımdaki “Barış Manço Alevi Mi?!” adlı yazımda detaylıca anlattım. Burada şu kadarını söyleyebiliriz: Barış Manço bu konuda şöyle diyor: “Benim yolum bana doğru, hiç yolumdan döner miyim?”

Kitabınızda da belirttiğiniz gibi Kurtalan Ekspres, Barış Manço ile adeta bütünleşmiş ve onun bir parçası olmuştur. Onun ölümünden sonra Kurtalan Ekspresi pek göremez olduk. Bunun nedeni nedir sizce?

Magazin yönlerinin olmayışı… Bir grup saçlı-sakallı koca koca kitaplar, gazeteler ve televizyonlar “kıl oluyorlar” galiba:)) İnanır mısınız, Kurtalan Ekspres “Mor Elbisen” şarkılarına Nemrut Dağı’nda klip çekti ama ben bile izleyemedim, çünkü televizyonlar döndürmüyor. Ki “Nemrut Dağı”nda klip çekmek her babayiğidin harcı değildir, yetkililer Kurtalan Ekspres’in hatırına izin verdiler bu çekim için… Fakat maalesef televizyonlarda göremiyoruz kliplerini de kendilerini de… Rock Festivallerine katıldıklarını, rock-bar’larda sahne aldıklarını biliyoruz ama… Meselâ Diyarbakır’da konser verdiklerinde 20.000 kişinin geldiğini de biliyoruz ama aracılarda / basında sorun var ve bunlar haber olmuyor.


Barış Manço’nun bir vasiyeti var mı (Kamuoyunda bilinmeyen)? Bununla birlikte Barış Manço’nun bıraktığı miras nedir ve nasıl korunmalıdır?

Vardır. Benim her basın toplantımda, radyo ve televizyon programımda söylediğimdir. Ben başlarken ve bitirirken şöyle diyorum: “Sayısız irili-ufaklı kaya parçaları varadır bu topraklarda, ve sen benim oğlum ve sen Kayaların Oğlu, bu taşı-toprağı bir arada tutacaksın. Kolay değil Kayaların Oğlu olmak, Kuzey’den esen soğuk rüzgâra, Güney’den esen kavurucu sıcağa karşı, koruyacaksın onları…” Barış Manço’nun Türk Milleti’ne vasiyeti işte budur: “sayısız irili-ufaklı kaya parçalarından oluşan bu taşı-toprağı bir arada tutmak”… Bu vasiyeti özellikle günümüzde Sünni-alevi, Türk-Kürt ayrımcılığı çalışmalarının yapıldığı da göz önüne alınırsa daha bir önem kazanıyor.

Barış Manço ile ilgili daha başka çalışmalarınız, kitap projeleriniz, vb. var mı?

Çok hızlı olmasa da üretmeye devam ediyorum. Kitapların isimleri de kafamda şekillendi ama bunlar imkân meselesi, benimse imkânlarım çok kısıtlı şu anda.

Yazar kimliğinizi bir tarafa bırakırsak, okur olarak okumaktan zevk aldığınız yazarlar kimler?

Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk, Prof.Dr.Üstün Dökmen, Prof.Dr.Bayraktar Bayraklı, Prof.Dr.Oktay Sinanoğlu, Denizlili yazar Atilla Sezener, Emin Çölaşan, Aslan Bulut ve Kişisel Gelişim kitapları…

En çok beğendiğiniz ve okunmasını önerdiğiniz kitaplardan ilk beş yapsanız, liste nasıl olurdu?

Kur’an Açısından Şeytancılık / Satanizm ve Ötekiler (Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk), “Kur’an Verileri Açısından Laiklik” (Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk), “Boş Kavanoz” (Atilla Sezener), “Olumlu Düşünmenin Gücü” (Norman Vincent Peale), Siyaset Peygamber Mesleğidir / Amerika Kâbe’nin Üstünde Dansöz Oynatacak” (Murat Yatağanbaba)

Kitabınızı edinmek isteyenler, nasıl edinebilirler?

Maalesef şu anda kitaplarımın Türkiye Geneli’nde dağıtımı henüz yapılmadı. Fakat internetten çok iyi gidiyor satışlar. 2006 yılında satılan 3000 kitabımın neredeyse % 85’i internetten satıldı. E-postama adreslerini yazarlarsa imzalı olarak gönderiyorum, e-postam muratyataganbaba@mynet.com veya muratyataganbaba@gmail.com.

Son olarak Yel Dergisi* okuyucularına ne söylemek istersiniz?

Benim bu güne kadar dünyanın dört bir tarafında yüzlerce yazım yayınlandı. Ama benimle bir dergi ilk defa röportaj yapıyor. Bu gün benim için tarihi bir gün. Çalışmalarımın boşa gitmediğinin göstergesi.  Beni adam yerine koyup, söylediklerime ve ürettiklerime değer verenlerin olmasını görmek mutlulukların en büyüğü… Sana ve bütün Yel Dergisi Ailesi’ne teşekkürlerimi alkışlarımla gönderiyorum.

Yel Dergisi’nin yayın hayatının mümkün olduğunca uzun olmasını ve büyük hizmetlere imza atmasını diliyorum, okuyucularınıza da vefa…



*Söyleşinin ilk bölümü 7 Mart, 2. bölümü ise 14 Mart 2011 tarihinde yayınlandı. 3. bölüm ise, şahsî yoğunluğum, sınavlar, bilgisayarımın bozulması ve tabii ki blogspot'un kapatılması gibi nedenlerin birleşmesinden dolayı 1 ayı aşkın bir süre sonra yayınlanıyor... Bu vesileyle, gecikmeden ötürü özür diliyorum.
**Yel Dergisi artık yayınlanmıyor. 
Yazar Murat Yatağanbaba ile Söyleşi (1. Bölüm)   Yazar Murat Yatağanbaba ile Söyleşi (2. Bölüm)

14 Mart 2011 Pazartesi

Yazar Murat Yatağanbaba ile Söyleşi (2. Bölüm)

Yazar Murat Yatağanbaba ile, yayınladığı "Türk Kültürü'nün Karbon Kağıdı Barış Manço" isimli kitabı üzerinden Barış Manço üzerine söyleşimize, 2. bölümde devam ediyoruz:


- 6 Ağustos 2009'da vefat eden Kurtalan Ekspres'in efsane ismi Bahadır Akkuzu'nun anısına... - 

2. Bölüm: "Barış Manço gibi ben de siyasetten anlamıyorum, nefret ediyorum, tiksiniyorum!"

Siz, kitabınızda Barış Manço’nun 20 gün gibi çok kısa bir süre alan siyaset macerasını ve onun belediye başkanlığı, bakanlık ve hatta cumhurbaşkanlığı konusundaki isteklerini anlatmışsınız. Ancak yine aynı bölümde Barış Manço’nun “ben politikadan anlamam, öğrenmek de istemiyorum!” gibi bir sözüne yer vermişsiniz. Burada bir çelişki yok mu? Bu konuyu açıklar mısınız?

Barış Manço’nun “siyasette yapmak isteyip de yapamadıklarını” ben yapıyorum. Sen Yatağanbaba’nın “siyasete girmesine rağmen” mevcut siyasete bulaştığını veya mevcut siyasi anlayışa göre davrandığını gördün mü? Ben de siyasetten anlamıyorum, nefret ediyorum, tiksiniyorum. Fakat ben siyasete girdim diye “siyasete uymayacağım”, siyaset bana uyacak! Siyasetin bu kötü imajının kalkması siyasetin / siyasi zihniyetin değişmesine bağlıdır. Bu bir devrim ister. Bu devrimi yapacak olanlar da, siyasete giren “ne oldukları belli” adamların bu duruşlarını siyasette de korumasına bağlıdır. Öbür türlü “siyasi zihniyette devrim” olmaz, “duruşu belli” adamlar da bu siyaset çarkında yavşaklaşır, heba olur giderler. “Siyaset girip şunu şunu yapmak istiyorum ama siyasetten anlamam, öğrenmek de istemem” sözünün anlamı budur.

Barış Manço’nun “Milli Eğitim Bakanlığı” ve “Kültür Bakanlığı”nın birleştirilmesini istediğini belirtmişsiniz. Neden böyle bir birleştirmeyi istemiştir Barış Manço?

Barış Manço bu birleştirmeleri, kitabımda belirttiğim gibi hep yapıyordu. “Zekeriya Sofrası” ile “Halil İbrahim Bereketi”ni birleştirip “Halil İbrahim Sofrası”nı ortaya çıkardı. “Lahmacun” ile “Hamburger”i birleştirip “Lahburger”i ortaya çıkardı. Verdiği mesaj “bunların amaçları birbirine yakın ve ortak çok özellikleri var” ya da “bölünüp – parçalandıkça rüzgârı / gücü yakalayamayız, birlik – beraberlik lâzımdır” mesajı olabilir.

Bir yazınızda, Barış Manço’nun “Türkler vahşidir, barbardır…” diyen bir Fransız’a ağzının payını verdiğini belirtmişsiniz. Barış Manço’nun, kendi tabiriyle “başında 8 şımarık Avrupa ülkesinin bulunduğu” AB’ye girme taraftarı olmadığını ve Afrika’nın bize ağabey gözüyle baktığı konusundaki düşüncelerini aktarmışsınız. Neden böyle bir düşüncedeydi? Bunu biraz açar mısınız?

Türk Milleti, yıllardan beri Avrupa Birliği’nin kapısında (Avrupalıların çizdiği karikatürde kulübeye giremeyen köpek gibi) bekletile bekletile “aşağılık kompleksine / duygusuna” kapıldı. Ve şu aşağılık söylem bu millete ezberletildi: ABD ve AB isterse biz adam oluruz, yoksa olamayız, onlar istemezse bir şey yapamayız.

Bu kahpe söyleme inat, Barış Manço çıktı ve dedi ki: Bunlar 8 şımarık Avrupa Ülkesi’nin dayatmaları. Dünya bu 8 ülkeden ibaret değil, bunun Türkî Cumhuriyetleri var, Afrikası var… Bu tespit doğrudur bence de ama eksiktir. Ben “Mutluluğun Yolu AB ve ABD’den değil, Bakara 177’den geçiyor” adlı makalemde de belirttiğim gibi, Türkiye’nin Amerika ve Avrupa Birliği’ne mahkûm olmadığı gibi, Avrasya Birliği’ne ve Afrika Birliği’ne de mahkûm olmadığını düşünüyorum. Çünkü bu mahkûmiyet bir “sığıntılık”tır! “Siyaset Peygamber Mesleğidir / Amerika Kâbe’nin Üstünde Dansöz Oynatacak” kitabımın Önsöz’ü ve Sonsözü’nde belirttiğim gibi, “Türkiye Sığıntı Değildir!” Türkiye bu kafayla ister Doğu’ya yüzünü dönsün / girsin, ister Batı’ya, asla ve asla mutlu olamaz. Batı’yı bırakıp Doğu’ya ve Güney’e girse, bu sefer de Doğu ve Güney sömürür, değişen bir şey olmaz. O bakımdan Türkiye ilk önce “kendisi” adam olacak. Ekonomisini güçlendirecek, ondan sonra nereye girerse girecek… Ekonomi’nin düzelmesinin yolu da, bu ülkenin nimetlerini / imkânlarını bu ülkenin çocuklarının kullanmasından geçer. Bunun gerçekleşmesi için de, yarı deli bir iktidar lâzımdır, o delikanlı iktidara talip olan da benim partimdir. “Bizden / Türklerden bir şey olmaz” diyenlerin ben damarlarında 4000–5000 yıllık asil kanı taşıdığına inanmıyorum. Bu lakırdıyı savunanların kanına tarihin bir döneminde bir yabancının suyu karışmış olmalı! 5000 yıllık esaret tanımayan bir dölden / genden gelen bir ırka mensup bir insan “bizden bir şey olmaz” diyemez, genleri / geçmişi buna izin vermez. Bu Milletin Anaları, rahimlerine kilit vurmadı, Anadolu’nun dört bir tarafında aslan gibi vatan evlatları çırpınıyor ama çoğunluk sessiz kalıyor. Bu üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi duran Türk Gençliğini tahrik edip duruma el koymalarını sağlamak lazım.

Ben bu konuda Barış Manço’dan biraz farklı düşünüyorum. Tamam, “AB’ye yağcılık yapıp durmayalım” ama “onları bırakıp Doğu’ya ve Afrika’ya yönelelim” düşüncesi de bence kesin çözüm değil. Kesin çözüm benim dediğimdir: Kendimiz, kendi kendimize -işin icabını yapıp- adam olacağız.


Onun hayattayken en çok sevildiği ülkelerden birisi Japonya’ydı. Hatta ölümünde Japonlar en az bizim kadar üzülmüştü. Japonlar ile Barış Manço arasındaki bu bağ neydi? Bu sevginin sebebi neydi?

Japonlar, “diğer milletler / ülkeler bizim hakkımızda ne düşünüyorlar” diye merak eden bir toplum. Çok da gururlular. Vatandaşı mağdur olduğunda –ben doğru bulmuyorum ama- yöneticiler bunu gururuna yediremeyip harakiri / kılıcı karnına sokup intihar ediyor. Barış Manço diğer televizyoncular gibi Japonya’nın çöplüklerini, fuhuşunu, arka sokaklarını değil de, güzelliklerini ekrana getirince çok sevindiler ve sahiplendiler. Sebep bu. Gerisi / ondan sonraki gelişmeler tamamen Barış Manço’nun kendi karizması / insanlarla diyalogunun sonucu gelişti. 


Devam edecek...


7 Mart 2011 Pazartesi

Yazar Murat Yatağanbaba ile Söyleşi (1. Bölüm)

Bir dönem temsilciliğini yürüttüğüm İzmir merkezli Yel Dergisi'nin 4. sayısı (Ocak-Şubat 2007) için Barış Manço üzerine bir yazı hazırlamış ve bununla birlikte Barış Manço üzerine araştırmalar yapan ve bu konuda iki kitabı bulunan (bu söyleşi yapıldığında henüz ikincisi çıkmamıştı) Yazar Murat Yatağanbaba ile Türk Kültürü'nün Karbon Kağıdı Barış Manço Destanı isimli kitabı üzerinden Barış Manço üzerine söyleşi yapmıştım. Tabiî yazım yerine söyleşim yayınlanmıştı. (İlgili yazımı ve ayrıntıları buradan okuyabilirsiniz.) Bu söyleşim ayrıca Yatağanbaba'nın Ekmeğimizi de Gözyaşımızı da (Murat Yatağanbaba, Yatağanbaba Kitap, Haziran 2008) isimli kitabında da yayınlandı. Her iki yerde de söyleşi kısmen eksik yayınlandı. Zira yayına hazırlanırken bazı kısımlar kısaltılmak, çıkartılmak zorunda kaldı. Burada yapılan söyleşinin tamamını yayınlayacağım... Söyleşiye geçmeden şunu göz önünde bulundurmanızı rica edeceğim, söyleşi 2007'nin Ocak ayında yapıldı ve söyleşi yapıldığında yazarın ilgili kitabı yayınlanmıştı en son. (Tüm kitaplarının listesi için...)

Söyleşi uzun olduğu için (5 word sayfası) 3 parça hâlinde yayınlayacağım...


- 6 Ağustos 2009'da vefat eden Kurtalan Ekspres'in efsane ismi Bahadır Akkuzu'nun anısına... - 

1. Bölüm: "Barış Manço gibi çalışmak, yaşamak ve ölmek için Allah'a yalvarıyorum!"

Neden Barış Manço?

Ben “nezaketi” ve “asaleti” onda gördüm. Ülkemize hizmet konusunda bütün siyasetçilerden çok daha fazla çalışmıştır. Aldığı her nefesin hakkını vererek bu dünyadan ayrılmıştır. Barış Manço Türk Milleti’nin Büyük Evlâdı’dır… Vefatından kısa bir süre önce Konya Belediyesi’nin düzenlediği ve 80.000 kişinin katıldığı Stadyum Konseri’ni düzenleyen Belediye Görevlisi şöyle demişti: “Ben Barış Manço gibi çalışmak, Barış Manço gibi yaşamak ve Barış Manço gibi ölmek için Allah’a yalvarıyorum!”… Bu sözlerin altına ben de imzamı atıyorum. Barış Manço demek “çalışmak” demek… Ülkemi sevdiğim için Barış Manço…

Kitabınızın ismini “Türk Kültürünün Karbon Kâğıdı Barış Manço Destanı” koymuşsunuz. Neden?

Tacmahal.org sitesinin yayınladığı “Barış Manço Üniversitesi / İman ve Gözyaşı” adlı makalemde de belirttiğim gibi, 1980’den sonra dünyaya gelen bütün Türk Çocukları, öğrendikleri atasözleri ve deyimlerin % 90’ını ilk kez Barış Manço’nun şarkılarında duydu / öğrendi… O makalemde adını verdiğim bir Üniversite’nin araştırmasına göre 60 şarkısında 200’den fazla atasözü ve deyim bulunmuş… Barış Manço kültürümüze elini daldırıp daldırıp oradan çıkardıklarını kendi dönemine aktarıyordu… “Karbon Kâğıdı” benzetmesi oradan geliyor. Barış Manço Türk Kültürü’nün Karbon Kâğıdı’dır… Bu konuda destan yazmıştır. Günümüzde yaşayan Türk Gençleri, Barış Manço’nun şarkı sözlerini incelerlerse “kendi kültürlerine / benliklerine” kestirme yoldan ulaşacaklardır…

Neden böyle bir kitap yazma gereği duydunuz?

Barış Manço’nun bütün Türk Milleti’nin üstünde hakkı olduğu gibi, benim de üstümde hakkı var. Ona olan borcumu ödemek için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Bugüne kadar hakkında yazılan kitaplar genelde magazin ağırlıklı olunca bir boşluk hissettim. O boşluğun doldurulması gerekiyordu. Neticede 150 hafta süren bir çalışma ile Barış Manço konusundaki birikimlerimin bir bölümünü adı geçen kitabımda topladım. Bir de şunu açıkça itiraf etmek lâzım: Benim yazdığım Barış Manço kitabını, eşi de yazamazdı, kardeşler de yazamazdı, oğulları da yazamazdı. Orkestrası Kurtalan Ekspres de yazamazdı. Onlar Barış Manço hakkında bir kitap yazsalar, hatıralarını anlatırlar netice itibariyle… Benimkisi, “bilimsel bir araştırma” ve alanında dünyada tek!

Şu anda Barış Manço’nun ismi neredeyse unutulmuş durumda. Sizce bunun sebepleri nelerdir? Bununla birlikte ne yapılabilir/ne yapılmalıdır?

Barış Manço’yu “unutanlar”, gene aynı tayfadır! Yani aracılık yapan basın kuruluşları. Onlar ölmezden iki yıl önce onunla ilgili program / haber yapmışlardı en son. Şimdi gene ilgilenmiyorlar. Çünkü Barış Manço onlar için bir “reyting” unsuru olmadı. Türkiye’de etkili olan basının neredeyse tamamı bu “reyting putu”na tapıyor şu anda… Onlara Barış Manço gibi biri değil, baldırını-bacağını açacak, kavga edecek tipler lâzım. Sebep bu! Fakat millet asla unutmamıştır. Ocak ve Şubat aylarında Türkiye’nin dört bir yanında anma konserleri düzenleniyor. Fakat genel basın bunu da haber yapmıyor. Milletimiz basının keyfini beklemeden ne yapabiliyorsa onu yapmalıdır. Hakkında yeni kitaplar yazılsın, makaleler yazılsın, hayranları radyolarda onun şarkılarını istek yapsın. Herkes kendisi bir şeyler yapacak, başkalarından beklerlerse daha çok beklerler…

Sizce şu anda Barış Manço’nun izini taşıyan ya da veliahdı diyebileceğimiz bir isim var mı?  (Varsa kim ve neden? Yoksa neden?)

Asla yok! Sebebi basit! Barış Manço’nun mirasına hak kazanmak için, en az onun kadar bu işin çilesini çekmek lâzım. Hani halk arasında bir deyim var: “Daha on fırın ekmek yemen lâzım” diye… İyi güzel de Türkiye’de “o fırın” yok!!! Çok başarılı genç sanatçılarımız var ama onları Barış Manço ile kıyaslamak veya veliahdı göstermek iyilik değil kötülük oluyor, çünkü Barış Manço’nun adının altında eziliyorlar.

Devam edecek...
Yazar Murat Yatağanbaba ile Söyleşi (3. - Son - Bölüm)

26 Şubat 2011 Cumartesi

ZAMANA KARŞI-Kazdağı Koşuburnu Türkmenleri Belgeseli

Sayın Servet Somuncuoğlu’ndan yeni bir belgesel daha. Bu belgeselde Yanyatır Ocağı’na (Ocağın Pirinin türbesi Ceyhan’ın Durhasan Dede köyünde olup, köy adını Durhasan Dede’den almıştır.) bağlı Türkmenlerin zamana karşı direnen kültürel hayatlarından örnekler göreceksiniz.

Söylenceye göre Fatih Sultan zamanında Çukurova’dan göç ettirilerek Kazdağı bölgesine yerleştirilen Tahtacıların kültürel hayatlarını izlenirken, adeta Türk tarihin derinliklerinde bir gezintiye çıkmış olacaksınız.


Kazdağı çevresinde yaşayan Türkmenler, her zaman ilgi çekici olmuşlardır. Onların gizemli dünyasına bugüne kadar sadece dışarıdan yapılan gözlem ve tespitlerle ulaşılmıştır. TRT belgesel yönetmeni ve Atlas dergisi fotoğrafçı-yazarlarından Servet Somuncuoğlu, “Zamana Karşı – Kazdağı Koşuburnu Türkmenleri” belgeseli ile yüzyıllardır saklanan sır kapısından içeri girdi. 10 – 17 – 24 Mart, saat 21.00’de TRT Belgesel kanalında yayınlanacak belgesel bir ilki ekranlara taşıyor olması açısından çok iddialı.

Her yıl 6-7-8 Mayıs’ta kutlanan Hıdrellez törenleri belgeselin ana temasını oluşturuyor. Buna bağlı Kazdağı ve çevresinde, bugüne kadar sadece yöre insanlarının bildiği eski Türkmen mezarlıklarında yer alan damgalı mezar taşlarına yer veriliyor.

Kazdağı çevresinde Balıkesir Edremit ilçesi, Çanakkale merkez ve Bayramiç, Ezine, Ayvacık ilçelerine bağlı olmak üzere yirmi dokuz Tahtacı köyü var. Üç gün süren Hıdrellez Kutlamaları çekimleri Bayramiç’in Koşuburnu Köyü’nde gerçekleştirildi. İki yıl devam eden araştırma ve çalışmalardan sonra ortaya çıkan belgeselde yer alan kutlamalar ilk kez kamuoyu ile paylaşılacak.

Yapımcı ve Yönetmenliğini Servet Somuncunoğlu’nun yaptığı belgeselde, Koordinasyonu Sinan Yaka sağladı. Görüntü Yönetmeni Ahmet Veysel Baban, çekimleri kameraman Kamber Koytaviloğlu ile birlikte yaptı. Kurguyu Şerife Erdoğan ve Kartal Uzun gerçekleştirdi. Seslendirmesini Harun Yöndem, Müzik yönetmenliğini Cengiz Özkan, müzik düzenlemesini Engin Arslan’ın yaptığı belgeselde Yasin Cemal Galata yapım – yönetim yardımcısı olarak görev aldı.

Danışman olarak çekimlere kartılan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, Prof. Dr. Musa Taşdelen, Doç. Dr. Muharrem Kaya, Dr. Mustafa Aksoy, Öğr. Gör. Hasan Çakıcı ve araştırmacı Yakup Yesari Gökçe akademik katkıda bulundular.

Dr. Mustafa Aksoy

Kaynak: HaberAkademi ve TDTKB


18 Şubat 2011 Cuma

İstiklal Marşı'nı Kim Yazdı?

Star Haber muhabiri Osman Terkan Taksim Meydanı'nda halka soruyor: "Milli marşımızı biliyor musunuz? Kim yazdı biliyor musunuz? İlk mısrasını söyler misiniz?" Yanıtlarsa trajikomik denecek cinsten. Gülüyoruz ağlanacak hâlimize hesabı... Yazık!!! Bu adamlar bir de seçimlerde oy kullanıp "iradelerini" yansıtıyorlar!!!

Bu arada görüntüde "mi" soru ekini bitişik yazan şahsiyete de özel olarak saygılarımı sunuyorum!..

Video için Alkışlarla Yaşıyorum'a teşekkürler...



Not: Bu yazı/video eşzamanlı olarak Bahçe Duvarı'nda da yayınlanmıştır...


16 Şubat 2011 Çarşamba

Barış Abi ve 12. Yıl

Geçenlerde internette gezerken, firefox’umun "yer imleri" kısmına kaydettiğim sitelere bakarken HBBA’yı gördüm. Uzun süredir girmediğimi fark edince "bakalım neler var HBBA’da" diye girdim. Sitede gezinirken, birkaç gün önce yazılmış "Barış’sız Büyümek" başlıklı yazısını okudum. Yazı, Barış Manço’nun 12. ölüm yıldönümü üzerine yazılmış bir yazıydı. Bu yazıyı okuyunca biraz utandım açıkçası. Zira, ölüm yıldönümü gelmiş ve geçmiş ama maalesef ben unutmuşum, fark etmemişim, konuyla ilgili yazı yazmamışım.

Belki birileri gene "bırakın artık bu işleri", "bırakın bu ölmüş-gitmiş adamı" gibi laflar edecekler, onun cimriliğinden bahsedecekler. Hatta bu lafları edenler, müzikte, basında saygın isimler. Misal, Yazar Murat Yatağanbaba 6 Şubat 2010 tarihinde Darıca-Kocaeli’de “Tük Kültürü’nün Karbon Kağıdı Barış Manço” isimli konferansta konuştu. Ardından konuyla ilgili olarak bazı müzisyenlere ve gazetecilere haber metni gönderdi. Gelen cevaplardan bazıları şu şekildeydi:

Hasan Cihat Örter (Müzisyen): Bırakın ölülere ağıt yakmayı!!!


Aykut Işıklar (Gazeteci): Bana bir tane çocuk getirin de 'beni Barış Manço amca okuttu, bana defter aldı' desin. Veya bir çocuk çorap aldı desin. Rahmetlinin ne kadar cimri olduğunu da bilmezsiniz. Bu yüzden bırakın bu bitmiş gitmiş efsaneleri de yeni yeteneklere katkı sağlamaya çalışın. Gazetede okuduğunuz yalan haberler ile Barış Manço yu anlatmak hiçbir işe yaramaz.

E yuh yani ne diyeyim ben bunlara… Halbuki HBBA, Şubat 2009’da yazdığı Barış’la Büyümek başlıklı yazısında ne güzel diyor:

"Dünyayı Acun'la değil Barış Abi'yle gezdik biz. Adam olacak çocukları izleyerek büyüdük. Özlüyoruz be abi seni.... (Aslında bu söz HBBA’ya ait değil. Trevanian’a ait ve bunu HBBA yazısında kullanıyor.)

Şimdilerde gençler Demet Akalın'la Bebek'te üç beş tur atmanın hayalini kurarken olmadı bi de sinema yaparken, biz Barış ağbimizle çoktan Nepal'i Hindistan'ı gezmişiz de haberimiz yokmuş…


Öyle şanslıymışız ki iki uyduruk İngilizce söz yazıp, "beni dünya tanıyor" diyen adamlarla değil, Barış ağbimizin ellerinde Türk bayrağı sallayan Japonlarla konserlerini izleyerek, İngilizce şarkı işte böyle yapılır diyerek ders verdiği Little Darlin' , Nick the Chopper plaklarını dinleyerek büyümüşüz…"


Arkasından Şubat 2011’de yazdığı Barış’sız Büyümek başlıklı yazısında da şöyle devam ediyor:

"Barış'sız geçiyor şimdi bir neslin çocukluğu.

Barış Ağbimiz her birimizi hiç ayırt etmeksizin "Adam Olacak Çocuk" ilan ederken; bugün çocuklar önlerine 3 tane buton koymuş jüriler tarafından daaaaat! sesiyle "yetenek siz" ilan ediliyor.


Biz cırtlak sesimizle bile Barış Ağbimiz'den 10 puan alırken, bugünkü çocuklar büyük adam gibi şarkılar söyleyip, koca kadınlar gibi makyaj yaptırılıp sms dilendiriliyor. Kızlara kendini öptürüp "Bu eteği kaç paraya aldın" diyen Acun'la değil, dünyanın en güzel yerlerini biz gitmişiz gibi bize anlatan Barış Ağbimizle gezdik be dünyayı.

İnternette hayranları bir tık uzağındayken "Benimle böyle konuşamazsın, haddini bil" diyen meşhurlarla değil, her hafta bize hala hatrımızda olan "Barış Manço Moda, 81300, İstanbul" diye evinin adresini veren Barış Ağbimiz'le büyüdük be daha ne.

Herkesi özledik de Barış'la büyümeyi ayrı özledik.

Çok şeyi özledik de Barış'la büyümeyi aynı özledik."

Aslında hepsi güzel de şu cümleleri olaya damgasını vuruyor ve tüm bu hüzünlere rağmen insana hafiften gurur da veriyor:

"Biz çok şanslıydık be. Valla bak.

Barış Manço'yu gördük be oğlum var mı ötesi?"

Bunun üstüne koyun bir de Murat Yatağanbaba’nın sözünü: “Geçmiş kuşakları hep kıskandık. Onlar Atatürk’ü gördü, Karacaoğlan’ı, Dadaloğlu’nu, Yunus Emre’yi gördü. Bizden sonraki kuşaklar da bizi kıskanacak. Biz de Barış Manço’yu gördük.”

Benim çocukluk dönemime de gelse, bir gurur tablosu bu bence. Hani, doğumu 1920lerin sonu, 1930ların başı olan dedelerimize, ninelerimize sorarız ya “Atatürk’ü gördün mü?” diye. Sanırım ileride Barış Abi için de bize aynı şeyler sorulacak: “Sen Barış Manço’yu gördün mü?”

Son söz olarak Murat Yatağanbaba'nın şu sözü konuyla ilgili her şeyi özetliyor sanırım: Biz tuz-ekmek hakkı bilerek büyüdük.


Yatağanbaba İzmir Konferansı from Murat Yataganbaba on Vimeo.


Not: HBBA'da yayınlanan ilgili iki yazının yanı sıra Kurtalan Ekspres ile ilgili yazısını da okumanızı öneririm.
Not 2: Konu ile ilgili diğer yazım için buraya bakabiilirsiniz.

Bu da yazının bonusu olarak gelsin...

Timsah.com
İzleyin:




23 Ocak 2011 Pazar

Efsane Şarkı "Dönence"nin İlk Hâli

Bilenler bilir, Murat Yatağanbaba bu ülkede Barış Manço üzerine çok ciddi araştırmalar, çalışmalar yapan bir (belki de tek) yazardır ve kendisine de bu blogta sıklıkla yer vermişimdir. Çalışmalarını sitesinden takip edebilirsiniz...

Yatağanbaba, efsane sanatçı Barış Manço'nun efsane şarkısı Dönence'nin ilk hâlini sitesinde yayınlayarak önemli bir çalışmaya imza attı. Aslında, çok önceleri, 21 Kasım'da (Özel Sayı) ile 22 Kasım'da, e-gazete Dönence'de konuyla ilgili gerekli yayınları yaptı.

Lafı fazla uzatmayayım, Dönence'nin bestecileri Ahmet Güvenç, Nejat Tekdal ve Celal Güven'in yaptığı ilk Dönence kaydını aşağıdaki video'dan dinleyebilirsiniz... Bu kayıt için öncelikle, bu kaydı elinde bulunduran tek kişi olan ve paylaşan Nejat Tekdal'a, ardından da Murat Yatağanbaba'ya çok teşekkür ediyorum...


Nejad Tekdal: Dönence'nin ilk hali from Murat Yataganbaba on Vimeo.

ShareThis

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...