8 Kasım 2009 Pazar

EROS PANSİYON VE İZLENİMLERİM/NOTLARIM

Yalçın Menteş Tiyatrosu, 5 Kasım 2009 Perşembe günü, Buca Belediyesi'nin daveti ve katkılarıyla "Eros Pansiyon" isimli oyunlarıyla Bucalıların karşısına çıktı. Burada kültürel etkinlik kapsamında Buca Belediyesi'ni tebrik etmek gerek. Oyunun sonunda Yalçın Menteş söz alarak "Belediyecilik sadece yol yapmak, kanalizasyon açmak değil, aynı zamanda halkın kültürel gelişimine önderlik etmektir." dedi. Bu yoruma gönülden katıldığımı belirtmeliyim ve bu yüzden Buca Belediyesi'ni tebrik ediyor ve kendilerine teşekkür ediyorum. Tebrik ve teşekkürlerimi iletirken aynı zamanda Buca'da yaşayan bir vatandaş olarak sıkıntımı ve eleştirimi belirtmek istiyorum, çünkü Buca'da kültürel etkinlikler için salon yok! Evet, salon yok. Türkiye'nin önemli şehirlerinden İzmir'in önemli ilçelerinden olan ve aynı zamanda üniversite ve öğrenci şehri olan Buca'nın ne bir tiyatro/konferans salonu var ne de sineması. Oyun sonrası halk da bu konudaki sıkıntı ve tepkilerini belediye yetkililerine dile getirdiler. (Başkan Ercan Tatı, yerel seçim öncesi konuşmalarında bu sıkıntıyı dile getiriyordu. Şimdi kendilerinden bu konuda icraat bekliyoruz. Bu konuda şu acı gerçeği de dile getireyim, geçtiğimiz öğretim yılında (2008-2009) DEÜ Dil ve Kültür Topluluğu olarak Şiir Dinletisi düzenlemek için Buca Belediyesi Kültür-Sanat Merkezi ile uygun bir salon için görüştüğümüzde, tarafımıza, belediyeye ait hiç salon bulunmadığı belirtilmişti. Ne acı!) Belediyeye ait salon olmayınca, oyun Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi içindeki 300 kişilik konferans salonunda düzenlendi. (Aslında DEÜ'nün Tınaztepe'deki Fen-Edebiyat Fakültesi'nde 620, Mühendislik Fakültesi'nde de 410 kişilik salonu mevcut ama bu salonların şehir merkezine yaklaşık 20 dakika mesafede oluşundan mı ve/veya başka sebeplerden dolayı mı Eğitim Fakültesi Salonu seçildi bilmiyorum.) Salon 300 kişilikti ama İzmir'in ve Buca'nın sanatsever halkı salonu ağzına kadar doldurdu ve neredeyse 500'ün üzerinde izleyici vardı salonda. Evet, neredeyse oturan kişi sayısı kadar kişi de ayakta izledi oyunu, ki buna ben de dahilim çünkü 20.30'daki oyuna neredeyse 5 dakika kala yetişmiştim ve ancak kendime giriş kapısının önünde ayakta yer bulabildim. Buna da şükür çünkü oyuna gelip de ayakta bile yer bulamayıp geri dönenler oldu, ki bu dönenlerin sayısı da az değildi. Bu ilginin ve izdihamın nedeni halkın adeta sanata ve tiyatroya aç olmasının yanı sıra Yalçın Menteş gibi TV ve sinemadan tanınıp sevilen oyuncunun gelmesi, ücretsiz oluşu ve de oyunun oynandığı salonun şehir merkezinde oluşuydu. Bir önceki sene de aynı tiyatro grubu, aynı oyunla Buca'ya gelmiş ve Buca Gölet'te yer alan tiyatro salonunda oyunlarını oynamıştı. İlgili yer ve salon şehir dışı diyebileceğimiz yerde ve ulaşımın zor olduğu, ancak şahsi araçla ulaşılabilecek yerde olduğundan gidememiştim ama bu oyunu kaçırmak istemedim bu sefer ve ayakta da olsa izledim.

Gelelim oyuna... Oyun, kızı 3 yaşındayken eşini kaybeden ve tüm yaşamını kızına adayan, onun üzerine titreyen Emekli Albay Ergun Okan Altınbaşak'ın, kız arkadaşlarıyla tatile gideceğini öne sürerek babasından aldığı izinle sevgilisiyle gözlerden uzak bir sahil kasabasındaki küçük, adeta sinek avlayan "Eros Pansiyon"a giden kızından önce kadın kılığında ilgili pansiyona gidişini ve sonrasında olan olayları anlatıyor... Yalçın Menteş tiyatro'sunun sahneye koyduğu 2 perdelik oyunu Çetin Aktaş yazıp yönetirken, oyunda Yalçın Menteş ve Parla Şenol ustaların yanı sıra genç oyuncular Kaan Taşaner ve Özge Erdaş sahne alıyor. (Geçtiğimiz yıla kadar Şebnem Schaefer oynarken, onun ayrılmasının ardından Özge Erdaş ekibe dahil olmuş.)

Ön bilgilerden ve teknik detayların ardından gelelim oyunun yorumuna ve eleştirisine... Oyunun konusuna baktığımızda sevgilisi olan ve bunu babasına söyleyemeyen ve sevgilisiyle tatil kaçamağı yapan bir kız ve sevgilisi, dul, kızına düşkün ve bu yüzden kadın kılığında da olsa kızını takip için ilgili pansiyona giden kıskanç bir baba ve de pansiyonun dul sahibesi gibi klasik bir konu çıkıyor önümüze...

Perde açıldığında pansiyon sahibesi Meryem Durak (Parla Şenol) ile açılıyor oyun ve onun pansiyonda söylenişi, kendi kendine konuşması ile buluyoruz. Ardından Afife Ergunokan (Yalçın Menteş) geliyor müşteri olarak. Afife Hanım'ın odasına yerleşmesinin ardından Nergis Altınbaşak (Özge Erdaş) ve sevgilisi Başak (Kaan Taşaner) pansiyona yerleşiyor. Ancak, Başak'ın arabadan eşyaları almak için pansiyona Nergis'ten geç gelmesiyle ve de geldiğinde Afife ile karşılaşmasıyla pansiyon sahibini Afife zannediyor ve oyunun ilk perdesinin bir kısmı bu şekilde geçiyor ve Başak ile Meryem birbirlerini hiç görmüyorlar, hatta aynı zaman diliminde de Nergis ile Afife de hiç karşılaşmıyor. Oyunun bu kısmına Başak'ın soğuk esprileri ve de Afife'nin lama gibi insanların yüzüne tükürmesi damga vuruyor, ki oyunun ilk perdesinde Afife rolündeki Yalçın Menteş, ikisi Başak'a ve bireri de Nergis ve Meryem'e olmak üzere 4 defa tükürüyor. Oyunun ilk perdesinde Nergis ile Meryem, Afife'nin konuşmasından, tavırlarından, erkek düşmanı durumlarından ve de kendilerine sulanmalarından dolayı onun lezbiyen olduğunu düşünüyorlar. Nergis ile Başak, durumlarını ve evlenme isteklerini Ergun Bey'e açamamaktadırlar ve hatta Eros Pansiyon'a da Nergis, kız arkadaşlarıyla gittiğini söyleyerek izini koparmıştır. Babasıyla görüşmek ve durumu açmak için de bir plan yaparlar: Nergis, kız arkadaşlarının pansiyonu sevmediğini söyleyerek pansiyondan ayrıldığını, kendisinin de pansiyon sahibesi kadının annesi gibi davrandığı için ayrılamadığını ve bu yüzden babasına, pansiyona gelmesini söyleyecektir. Plan bu şekildedir, baba çağrılır ama oyun gerçekçi olsun diye bu sefer Başak da kadın kılığına girer. Durum değerlendirmesi yaparken ikilinin öpüşmesi ve bu esnada babanın pansiyona gelişi ile kızının durumunu hem kendisinin hem de Meryem'in görmesiyle ilk perde sona erer. Ergun duruma kızarken Meryem ise şaşırır çünkü onların da lezbiyen olduğunu düşünür, çünkü Başak'ı ilk defa kız haldeyken görür, hatta ikinci perdede erkek haldeyken görüğünde inanmaz ve onun erkek kılığına girdiğini düşünür. İkinci perdede ise çiftin durumu ve babaya açılabilme çabaları ile geçer. Bu arada Meryem ile Ergun da birbirlerine aşık olur, çünkü ikisi de yıllardır duldur ve de neredeyse yıllardır karşı cinsle yakınlaşmamıştır. İkinci perdede Yalçın Menteş Afife ile Ergun arasında gidip gelir. Başak da kadın kılığındayken tekrar erkek haline döner. Kız haldeki Başak ile Afife'nin gerçek kimliğinin belli olması, çiftin babaya açılması, babanın izni ve de bununla birlikte Ergun'un evlilik teklifini Meryem'in kabul etmesiyle oyun sona erer.

Yukarıda belirttim, konu klasik diye. Konunun klasik olmasının yanı sıra senaryoda da eksiklikler vardı. Bazı yerler gereğinden fazla uzatılmış, bir-iki yerde mantık hatası vardı, bazı yerlerde de eksiklikler vardı. Bununla birlikte bazı gereksizlikler vardı. Mesela Nergis rolündeki Özge Erdaş oyunun hemen başında odasına geçtikten sonra denize diye üstünü çıkartıyor. Denizden döndükten sonra da pansiyon için de altta etek üstte sütyen ya da daha doğru söylenişiyle bikinisinin üstüne etek giymiş şekilde oynuyor, yani altı tamam ama üstü açık. İlk perdenin tamamında ve ikinci perdenin başında bu şekilde oynuyor. Ya tamam, deniz sahnesinde giyecek tabii, ama bence bu gereksizce uzatıldı ve öyle ki, bu kızın oyunun başında üstünde ne olduğu unutuldu. Sadece bu değil tabii göze çarpan, mesela Meryem rolündeki Parla Şenol ilk perde sonlarından başlayarak ikinci perdenin tamamında sarhoş rolündeydi. İçtikleri alkollü vişne şurubu, tamam sarhoş edecek ama Meryem'i hemen vurdu ve bence sarhoşluk kısmı erken başladı ve çok uzatıldı. Bir de Ergun'un evlenme teklifinden sonra Meryem'in bayılması vardı ki, bence bu sahne de çok uzatıldı ve neredeyse ikinci perdenin yarısı veya en azından üçte birinde Meryem baygındı, yani Parla Şenol bildiğin yatarak oynadı, hatta yattı. Bu gereksiz uzatmaların dışında eksiklikleri sayarsak, mesela oyunun başlarında soğuk espriler yapan Başak'ın bu durumu uzatılabilirdi çünkü soğuk da olsa izleyiciden olumlu tepki alıyordu.

Oyunculara gelirsek Yalçın Menteş ve Parla Şenol, yılların getirdiği tecrübeyle rahat oynadılar. Genç oyuncular Kaan Taşaner ile Özge Erdaş da güzel bir performans ortaya koydu ve ekip olarak güzel bir oyun çıkardılar. Ancak Kaan Taşaner ile Özge Erdaş'ın, ustaların da etkisiyle kendilerini daha da geliştireceğini düşünüyorum. Şunu da belirtmem gerek, yukarıdaki paragrafta yazılan eleştiride oyunculara asla bir eleştirim söz konusu değil çünkü onlar senaryoyu ve yönetmenin dediklerini uyguluyorlar. Burada senaryoyu ve yönetimi eleştiriyorum, ki ikisi de aynı kişi; Çetin Aktaş.

Tekrar oyunun içeriğine gelirsek, oyunda öne çıkan iki şey vardı: Birincisi belaltı espriler, ikincisi de güncel ve yerel olaylar ve esprileri... Belaltılık durumu belki de oyunun en belirgin özelliğiydi. Gerek hareketlerle, gerek konuşmalalarla, gerekse de esprilerle bu durum çokça öne çıkarıldı. Diğer öne çıkansa güncel ve yerel durumlar ve esprilerdi. Yerel bazda baktığımızda, özellikle Yalçın Menteş'in oyunun başında dediği "hamdolsun Gavur İzmirliyiz" sözü salondan büyük bir destek ve alkış aldı. Bununla birlikte kız kılığındaki Başak'ın tiki hareketleriyle "ben Alsancak'a gidiyorum" demesi de salonda büyük bir kahkaha ve alkışa neden oldu. Güncel esprilerde ise özellikle Ergenekon'a gönderme vardı. Zaten Yalçın Menteş'in oyunda emekli bir albay olması, daha da önemlisi isminin Ergun Okan olması, oyunun baştan Ergenekon'a gönderme olduğunun açık işaretiydi. Oyunun sonunda ise kızı Nergis, babası Ergun Okan'a polis şakası yapar. O anda Ergun Okan'ın suçlu haliyle telaş yapması ve neredeyse teslimiyete hazırlanması salonda acı bir gülümsemeye neden oldu. Arkasından ise "geride bir tek ben kaldım, ama ben suçsuzum, valla bütün belgelerim ıslak imzalı" sözü de son Ergenekon'a ve de son günlerin gündemine açık bir göndermeydi. Yalçın Menteş, ayrıca Ergun karakteri ile ailelerin her ne kadar bir arada olsa da babanın Kurtlar Vadisi, annenin de diğer odada Aşk-ı Memnu ya da Yaprak Dökümü izlediğini, çocuğun da odasında bilgisayar oynadığını veya internete girdiğini belirtmesi, bütün gibi görünse de ailelerin artık parçalandığını, kimsenin birbirinden haberi olmadığını belirtmesi oyunun dramatik ve de duygusal kısmıydı. İşin trajikomik tarafı ise oyunculardan Özge Erdaş'ın bölüm oyuncusu da olsa Kurtlar Vadisi'nde oynamış olmasıydı.

Yalçın Menteş'e ve sinemamızın eski çocuk yıldızlarından Parla Şenol ustalara (şunu belirtmeliyim ki yaşı ileri de olsa Parla Usta halen çok güzel), Kaan Taşaner ile Özge Erdaş'a, kısaca Yalçın Menteş Tiyatrosu'na ve Buca Belediyesi'ne teşekkür ediyoruz. Bucalılar da ayrı bir tebriği hak ediyor, çünkü oyunu medeni bir şekilde izlediler, oyunculara sevgilerini içten gösterdiler, tiyatro ve sanatı sevdiklerini gösterdiler ve de salon ağzına kadar dolmasına rağmen, neredeyse yarısı ayakta izlemesine rağmen en ufak bir olay, hatta gürültü dahi çıkmadı... Yeni bir salonda, yeni oyunlar izlemek umuduyla...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ShareThis

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...