24 Şubat 2012 Cuma

Abimm (2009)

Aslında TV'den film izlemeyi çok seven bir insan olmamama rağmen, adını duyduğum ama bir türlü izleyemediğim Abimm filmini ilk olarak TV'den izlemiştim. Hatta bu sayı daha sonradan ikiye çıktı, bir süre sonra da filmi bilgisayarda izleme imkanı buldum. Bilgisayarda izlemeyle filmi tam anlamıyla izlemiş oldum çünkü böylece filmde kesilmiş veya sansürlenmiş bir sahne veya söz varsa, onu da görmüş oldum. Bu açıdan film, ilginç bir yer ediniyor şahsımda...


Filmin Konusu

Film, aklı fikri para olmuş Çetin'in (Mustafa Üstündağ), babasının ölümü sebebiyle gittiği memleketinde, varlığından dahi haberi olmadığı "zihinsel engelli" ağabeyi Arif'le (Levent Üzümcü) karşılaşmasını ve onunla birlikte, kardeşlik, aile bağları / değerleri ve sahiplenme, bağrına basma duygularını yeniden keşfetmesini konu ediniyor.

Abimm filmi, gündeme geldiğinde insanların dikkatini çeken bir film oldu. Aslında bu dikkat çekiş, filmin kalitesi ya da başka bir şeyinden dolayı değil, konusu ve karakterleri ile ilgiliydi çünkü herkes, konusu ve karakterleri itibariyle bazı eserlere benzetti... Filmin ana karakterlerine baktığımızda, karakterlerden birisi genç, düzenbaz, paragöz ve fırsatçı bir karakterken, diğeri ise zihinsel engelli, bir çocuk gibi saf ama aynı zamanda çok sert ve güçlü bir karakter... Filmin içeriği ve karakterleri, insanların aklına hemen Rain Man (1988) / Yağmur Adam filmini getiriyor. Hatta getirmekle kalmıyor, neredeyse bire bir aynı çünkü Rain Man'in konusuna ve karakterlerine baktığımızda her iki filmin de birbirine çok benzediğini görüyoruz.

Filmin tek benzediği film Rain Man / Yağmur Adam değil tabiî ki. Özellikle Arif karakterine baktığımızda aklımıza ve gözümüzün önüne ister istemez Babam ve Oğlum (2005) filminde Yetkin Dikinciler'in canlandırdığı, saf bir karakter olan Salim karakteri geliyor. Tabiî bire bir benziyor diyemem, tabiî ki ikisi arasında fark var ama andırıyor diyelim... Film, konusu itibariyle, defalarca sinemaya da aktarılmış olan, John Steinbeck'in ilk kez 1937'de yayınlanan Fareler ve İnsanlar isimli eserine de benzetiliyor ve hatta "eserin farklı bir yorumu" şeklinde değerlendirmeler yapılıyor. İlgili kitabı henüz okumadığım ve bu kitapla ilgili uyarlama bir film izlemediğim için yorum yapamayacağım.


Filmin Ayrıntıları

Filmin benzerliklerini bir tarafa bırakıp, filmin analizini yaptığımızda, her ne kadar konusu duygusal gibi dursa da aslında film, Mustafa Üstündağ'ın yükselen ününden ve popülaritesinden yararlanmak için yapılmış gibi bir izlenim bıraktı bende. Mustafa Üstündağ, ilk olarak, Karadeniz'de geçen kısa ömürlü bir yaz dizisi olan Uy Başuma Gelenler (2004) dizisi ile dikkatimi çekmişti. Şimdiki hâlinden çok farklı olarak, o dizide "benim adım Cemal, tek m ile yazılıyor" gibi bir repliğe sahip olan köyün "kırığı" olan Cemal rolündeydi. Ardından Emret Komutanım dizisiyle üzerindeki dikkatler artsa da esas popülaritesini ve hayran kitlesini Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde canlandırdığı Muro karakteriyle sağladı ve ondan sonra da önü açıldı. Hatta bazı yapımlar sırf dikkat çeksin diye Mustafa Üstündağ'a küçük de olsa roller verildi ve böylece ilgili yapımlarda adının geçmesi sağlandı... Abimm filmi de böyle bir özelliğe sahip bir film gibi duruyor. Film, 2 kişiyi merkeze alsa ve filmi onların üzerine kursa da esasen Mustafa Üstündağ'ı merkeze almış, Levent Üzümcü'yü de yanına monte etmiş gibi duruyor.

Filmin ikinci bir eksisi de konusu... Konusu derken, içeriğinden ya da benzerliklerden bahsetmeyeceğim. Filmde bir konu var gibi dururken, konu aslında bir yerde bitiyor. Unutuluyor mu demeliydim yoksa? Filmin sonlarına doğru bir bakıyorsunuz, yönetmen sanki "aa bu filmin konusu şuydu, filme böyle başlamıştık" der gibi bir hâle bürünüyor ve bir anda filmi bağlıyor. Mafyanın bunları bulma meselesi de işin ayrı bir komedisi. Nereden ve nasıl olduğu, buldukları sorusu akla geliyor ama karşılığını bulamıyor.

Daha çok dizilerde çalışan yönetmen Şafak Bal, ilk sinema filmi yönetmenliğinde iki kardeşin birbirine bağlanması ve aile duygularını işlerken, bir anda olayı duygusala bağlayarak zoraki bir hüzünlü final yapıyor. Bu da açıkçası, benim açımdan, filmin üçüncü eksisi olarak yer alıyor.

Filmin artılarına gelirsek... Benim açımdan filmin 3 artısı var. Bunlardan ilki hiç kuşkusuz Levent Üzümcü'nün harika oyunculuğu oluyor. Levent Üzümcü o denli güzel oynuyor ki rolünü, hani neredeyse kendisini gerçekten zihinsel engelli sayacağız, olur da dışarıda görürsek onu himayemize alacağız, koruyacağız, kollayacağız, besleyeceğiz... Filmin benim açımdan ikinci artısı ise Selen Seyven. Başkaları bu konuda ne düşünüyor bilmiyorum ama Selen Seyven benim hem oyunculuk ve hem de güzellik anlamında beğendiğim oyunculardan birisi. Zaten filmde de her iki yönüyle filmi dolduruyor... Filmin üçüncü artısı ise filmin başında çalan, bizim Ayna Grubu'ndan dinlediğimiz ama aslında grubun üyesi olan Erhan Güleryüz'e ait olan "Garibim" şarkısının yeniden düzenlenmiş hâli oldu benim için.


Filmin beğenisi konusunda iki uç gruba ayrılmış izleyenler: Bir tarafta çok beğenenler, bir tarafta ise hiç beğenmeyenler... Benim açımdan filmin beğenisine gelince, her ne kadar eksileri olsa da Levent Üzümcü'nün başarılı performansı sayesinde orta karar diyebileceğim bir film... Peki film izlenebilir mi? Çok fazla bir şey beklemeden, ve tabiî başka izlenecek bir şey yoksa, izlenebilir. Hatta sırf Levent Üzümcü'nün performansını izlemek için bile izlenebilir...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ShareThis

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...