10 Şubat 2012 Cuma

Other People's Money (1991)

Bir sinemasever olarak, bir yazıda, bir konuşmada bahsi geçen, değinilen, belli olaylara ve/veya durumlara örnek olarak gösterilen filmleri merak eder, onları edinmeye ve izlemeye çalışırım. Türkçe'ye Başkalarının Parası olarak çevrilen Other People's Money (1991) filmi de bu özelliğe sahip bir film olarak şahsımda yer alıyor. Geçtiğimiz sene, yüksek lisansta aldığım Turkish Business Context (Türk İş Ortamı ya da Dünyası olarak çevrilebilir) dersinde 2-3 defa bahsi geçen bir filmdi. Hocamız bazı yerlerde, bazı şeyleri açıklarken bu filmden örnek veriyordu, bu da filmi benim için cazip kıldı. Adını sormama rağmen, filmin adını hatırlamadığını ama Danny DeVito ve Gregory Peck'in oynadığını söyledi. Adı olmasa da bu kadar bilgi yeterliydi ve filmi kolayca buldum.


Filmin Konusu

Afişinde, "Tasfiyeci Larry ile Tanışın. Küstah. Açgözlü. Bencil. Acımasız. Bu Adamı Seveceksiniz." sloganıyla karşılıyor sizi film ve konusu hakkında size bilgi veriyor.

İlginçtir, bu film hakkında doğru düzgün Türkçe bir bilgi ya da yorum yok internette. O yüzden filmin konusunu, imdb'deki İngilizce orjinalinden alıyorum: "Şirketleri yağmalayan bir adam, bir aile şirketini ele geçirmek için sahiplerini tehdit eder. Şirketin sahibi ise şirketi korumak için karısının avukat olan kızının (yani üvey kızının) yardımını ister. Yağmacı ise kıza hayran olur, bir taraftan şirketi ele geçirmek için yasal hamleler yaparken, diğer taraftan da kızın kalbini kazanmaya çalışır."

Çevirideki "yağmalamak" kelimesi, fiziksel anlamdaki veya bizim anladığımız, gözümüzde canlandırdığımız karşılığa denk gelmiyor, mecazi anlama sahip bir ifade. Çevirinin orjinali olan "Corporate Raid" ifadesi, Amerikan İngilizcesi'ndeki bir işletme terimi olup, "bir şirketin çok büyük bir orandaki hissesini satın alıp, hisselerin değerini artırmaya yönelik işlemler için oy hakkına sahip olmak" gibi bir anlama geliyor.


Konuya gelirsek... Danny DeVito'nun canlandırdığı Lawrence (Larry) Garfield, Garfield Yatırım'ın (Garfield Investments) sahibi. Bir yatırımcı olarak ana faaliyet alanı, kâr eden şirketlerin hisselerini almak ve onları daha yüksek fiyatlara satmak, gerektiğinde de şirketleri ele geçirmek. Kısacası parayla, daha doğrusu başkalarının parasıyla para kazanmak. Zaten filmin henüz başında, Larry izleyicileri şu sözlerle karşılıyor:

Parayı seviyorum. Satın alabileceklerinden daha çok seviyorum. Bu sizi şaşırttı mı? Para iyi miyim, kötü müyüm umursamaz. Horlayıp horlamadığımı umursamaz. Hangi tanrıya dua ettiğimi de... Dünyada böyle şartsız kabullenen üç şey vardır: Köpekler, çörekler ve para. Ama para daha iyidir. Neden, biliyor musunuz? Çünkü para sizi şişmanlatmaz, salonun ortasına da pislemez. Paradan çok sevdiğim bir tek şey var: Başkalarının parası!

Başkalarının parası üzerinden para kazanan Larry, "işi" gereği piyasayı, hisseleri takip eder. Ancak bir şirket son zamanlarda dikkatini çeker: New England Tel ve Kablo... Bu şirket, Gregory Peck'in canlandırdığı Andrew Jorgenson (Jorgy) tarafından yönetilmektedir. Küçük bir kasabadaki küçük bir şirkettir. Ancak önemli olan nokta tabii ki bu değil. Bu şirketin hisselerinin değeri yükselişe geçmiştir, henüz 3 hafta önce 10 dolar olan hisseler, şimdi 14 dolara çıkmıştır. Şirketin sahip olduğu arazi, bilgisayarlar, nakit, vs.yi toplayıp, var olan hisselere bölündüğünde 25 dolar etmektedir, diğer deyişle şirketin hisselerinin değerinin, an itibariyle 25 dolara çıkma potansiyeli vardır ve tabii ki bu da Larry'nin iştahını kabartmaktadır. Şirketin borcunun, hakkında açılan davalarının, çevreyle ilgili sorunlarının olmaması da işin cabası. Larry durur mu, ele geçirmek ister bu şirketi... Jorgy de bu tehlikenin farkına varır ve baba yadigarı bu şirketi bu "yamyam"a kaptırmak istemez...


İki karşıt cephe ve ortada bir mücadele vardır: Şirket... Larry, şirketi ele geçirmek için çabalar, şirket hisselerinin %12'sine sahiptir, ancak hisselerin değerini artırmak ve buna yönelik olarak da söz sahibi olmak için daha fazlasına ihtiyaç duyar. Sermaye Piyasası Kurulu'na intifa hakkı başvurusu yapar. Öte yandan Jorgy ise %20'lik bir hisseye sahiptir, komite %5'ine ve çalışanlar da %5'ine, yani toplamda %30'luk bir hisseye sahiptir ve bu açıdan biraz rahattır. Ancak kendilerini korumak için avukat olan üvey kızı Kate'i (Penelope Ann Miller) çağırır ve onun yardımını ister. Avukatın ilk önerisi, şirket ele geçirmeye karşı sağlam yasalara sahip olduğu için, şirketi "kâğıt üstünde" Rhode Island'dan Delaware'e taşımaktır. Ancak Jorgy, inatçı ve "eski kafalı" bir adam olarak, "Bu şirket Rhode Island'da kuruldu, Rhode Island'da kalacak." diye karşı çıkar. "Gerekirse borç alarak" hisseleri, daha iyi bir kârla satın almayı önerir, sonuçta Larry'nin hedefi, sahip olduğu hisselerinin değerinin artması ve bu yolla kâr etmek, para kazanmaktır. Ancak, Jorgy, hem şirketin tarihinde hiç borç almadığını ve hem de "soyguncularla anlaşma olmaz" diyerek ve hisseleri, daha yüksek fiyatla satın almanın terörizm olduğunu ve buna yanaşmayacağını söyleyerek öneriyi reddeder...

Kate'in önünde bir tek yol kalmıştır: Larry ile görüşüp, onu ikna etmeye çalışmak... Ancak, Larry, her açıdan ahlaksız bir adamdır ve ona sulanmayı, sarkıntılık etmeyi de ihmal etmez. Tabii, bu arada, Larry Kate'e aşık olmuştur...


Filmin Ayrıntıları

Film, tür olarak dram ve romantik komedi türünde bir film, daha çok da ikincisi... Film, Jerry Sterner'in, aynı isme sahip tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanmış. Filmin yönetmen koltuğunda Norman Jewison otururken, senaryosu ise Alven Sargent'e ait. 1950'de TV dizileriyle yönetmenliğe başlayan ve 1962'de "40 Pounds of Trouble (Kumarhane Müdürü)" ile sinema filmlerini yönetmeye başlayan Norman Jewison, şu ana kadar toplamda 42 yapıma yönetmen olarak imza atmış ancak Other People's Money (Başkalarının Parası) filmi, yönetmenin izlediğim ilk filmi...

Filmde Danny DeVito, Penelope Ann Miller ve Gregory Peck öne çıkan isimler... Aslına bakılırsa film bu üçlünün, daha doğrusu DeVito ve Miller ikilisinin arasında geçiyor. Penelope Ann Miller, orta karar bir oyunculuk sergilerken Danny DeVito çok başarılı bir performans sergiliyor ve filmi götürüyor. DeVito için "tek başına filmi götürmüş ve tek başına yıldızlaşmış" dersek abartmış olur muyuz bilmiyorum ama "üstüne düşen işi fazlasıyla yerine getirmiş" dersek abartmış sayılmayız. Filmin diğer oyuncusuna gelirsek, açıkçası Gregory Peck de yılların tecrübesiyle rahatça oyununu oynuyor ama ben onun filmde daha fazla yer alacağını düşünmüştüm ve bunu bekliyordum. Daha önce, çok fazla abartıldığını düşündüğüm ve beklediğimi bulamadığım filmlerden, To Kill A Mockingbird (1962) / Bülbülü Öldürmek filminde izlediğim Gregory Peck'in adı, DeVito ile birlikte geçiyor, filmde kendisinden daha çok yer alan Miller'dan daha çok öne çıkıyor. Bunda hiç kuşkusuz en büyük sebep, Peck'in ününün Miller'dan daha fazla olması. Sanırım, bu konuda yapımcılar ve yönetmen, filmin duyurusunda ve pazarlanmasında Gregory Peck'in ismini ön plana çıkartarak onun şöhretinden yararlanmak istemişler.



Filmde, Danny DeVito'nun canlandırdığı Lawrence Garfield tam bir kapitalist. O, sistemin, düzenin adamı, çarkın diş(li)lerinden. Film içinde genellikle neşeli ve güleç bir hâldeki Larry'yi, kapitalist sistem ile ilgili nutuk atarken veya konuşurken gayet ciddi bir şekilde görüyoruz. Film içinde iki yerde geçen bu konuşmalardan ilki Kate ile olan görüşmelerin birinde, diğeri ise avukatlarına fırça atarken görülüyor. Özellikle avukatlarına karşı kapitalist sistem ile ilgili konuşurken, Amerika'nın ve kapitalizmin, komünizm-sosyalizm karşıtlığı ve onu öcü göstermesi dikkate değer.

Ölürken kimin en çok parası varsa o kazanır! Bak! Bu Amerikan tarzı. Ben yalnızca işimi yapıyorum. Bir kapitalistim. Serbest teşebbüs yasasına uyuyorum. En iyi uyum sağlayan hayatta kalır.

Geçici tahdit emri. Çok teşekkürler. Ne ekibim varmış ama. 17 kadrolu avukat. İşleri öyle bir hâle soktunuz ki, sözde özgür bir ülkenin serbest piyasasında, her hödüğün alabileceği dandik hisseleri ben alamıyorum. Kapitalist sistemi mahvediyorsunuz. Dünyada herkes onu kucaklarken, benimkiler içine ediyor! Kapitalizmin içine edilirse ne olur, biliyor musunuz? Komünistler geri gelirler. Sindikleri deliklerden çıkarlar. Kendinizi kandırmayın, hepsi hazır bekliyor. Ama belki bu o kadar kötü olmaz. Çünkü komünistler gelince ne olur, biliyor musunuz? İlk iş olarak bütün avukatları kurşuna dizerler! Aranızda atladıkları olursa, onları da bizzat ben vururum!

Tabiî yukarıda bunlar olurken veya "kapitalist" Larry olaya kapitalizm açısından bakarken ve şirketi ele geçirip kâr etmeyi düşünürken, işin bir de işçi boyutu var tabii. İşçiler de tedirgindir durumdan ve fabrikanın satılmasına sıcak bakmazlar, fabrikanın Jorgy'de kalmasını isterler. Bunun iki sebebi vardır: İlki, Jorgy fabrikadaki tüm işçilerle tek tek ilgilenmektedir, fabrikanın patronu gibi değil, adeta bir çalışan gibidir, arkadaş gibidir. Larry neyse, onun tam tersidir. İkinci bir sebep ise Larry'nin kâr ve para odaklı zihniyeti ve buna bağlı olarak işçilerin işsiz kalma korkusu. Özellikle bir sahnede, Gus isimli bir işçinin Jorgy'ye akıbeti ve ne olacağını sormasıyla ve filmin sonlarındaki genel kurul sahnesinde bunu daha net görebiliyoruz.


Filmde, işçilerin olaylara bakışı ve tutumu, Genel Kurul günü daha net belli oluyor. İşçiler, Genel Kurul'daki oylama ve şirketin geleceği (ve tabiî ki kendilerinin de geleceği) konusunda Jorgy'den yana tavır alıyorlar, onu destekliyorlar. Çünkü paragöz Larry'nin şirketi ele geçirmesi karşılığında işsiz kalma korkuları var.

Genel Kurul'da Jorgy ve Larry, hissedarlara karşı konuşmalarını yapıyorlar. Jorgy geleneksel, işçilerine ve çevresine karşı sorumluluk duygusu içinde ve biraz da duygusal bir konuşma yaparken, Larry onun tam tersi yönünde bir konuşma yapıyor. İşin aslına bakarsanız, gönül Jorgy'den yanayken, o ana kadar antipatik ve kötü bir profile sahip, tamamen paragöz ve "yamyam" bir tipteki Larry yaptığı konuşmayla mantığa hitap ediyor ve "aslında o da, kendi tarafından bakınca, haklı görünüyor" yorumunu yaptırıyor.

Bir mucize olsa da dualar kabul olsa bile, yen şöyle olsa, dolar böyle olsa ve altyapı öbür türlü olsa bile, yine de ölü olurduk. Neden, biliyor musunuz? Fiber optik. Yeni teknolojiler. Geri kalmışlık. Biz öldük. Ama iflas etmedik. İflas etmenin garantili yolu nedir, biliyor musunuz? Küçülen bir pazarda büyüyen bir pay almak.

Bu şirket son 10 yıldır sizin paranızı kaybetti. Bu toplum çıkıp da, "Biliyoruz, zor bir dönem. Vergileri, su ve atık giderlerini düşüreceğiz," dedi mi? Bir bakın. 10 yıl önce ödediğinizin iki mislini ödüyorsunuz. Son üç yıldır zam almayan vefalı çalışanlarımız da buna rağmen 10 yıl öncekinin iki mislini kazanıyorlar. Hisselerimiz de 10 yıl öncekinin altıda biri değerinde. Kimin umurunda? Söyleyeyim. Benim umurumda. Ben sizin en iyi dostunuz değilim. Tek dostunuzum. Bir şey kazanmıyorum. Size para kazandırıyorum. Hissedar olmanızın tek nedeninin bu olduğunu unutmadıysanız tabii. Para kazanmak istiyorsunuz.


Başta belirttiğim gibi, filmi ve onun hakkındaki yorumları duyunca filmi izlemek istemiştim. Filmin konusunu okuyunca da açıkçası güzel bir film bekliyordum. Ancak filmin 5.9'luk imdb puanını görünce, bir an için şaşırdım ve "acaba?" dedim. Ne yazık ki korktuğum başıma geldi. Filmi izlemeye başlayınca, filmin o kadar da ahım şahım bir şey olmadığını ve hatta yavaş ilerleyen, yer yer sıkıcı bir film olduğunu görünce üzüldüm ve hayal kırıklığı yaşadım. Filmin baştaki birkaç dakikasından sonra sıkıcı bir hâle bürünen (toplamda 100 dakikalık) film, ancak son 20-25 dakikasında biraz bir şeye benzemeye başlıyor ve orada da "acaba sonuç ne olacak" diye merak ediyorsunuz.

Film bir sistem eleştirisi gibi görünse de arada dolanan, ne yana döneceğini tam belirleyememiş bir hâlde. Eleştirmek istemiş ama korkmuş, diğer tarafa döner gibi yapmış, ama o da yok. Arada dolanıyor film.


2 yorum:

  1. Norman Jewison'ın In the Heat of the Night ve ...And Justice for All. filmlerini tavsiye ederim. İlki ırkçılık, ikincisi de ABD'nin hukuk sistemiyle ilgili başarılı eleştirel filmler. Yukarıdaki filmi ise hiç duymamıştım.

    YanıtlaSil
  2. Tamam, listeye aldım... Başta da belirttiğim gibi, bu film, az bilinen bir film. Hakkında az bilgi var. Hele hele Türkçe bir bilgi bulmak neredeyse imkansız...

    YanıtlaSil

ShareThis

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...