29 Şubat 2012 Çarşamba

Bir Avuç Deniz (2011)

Bir Avuç Deniz filmi, henüz vizyona girmeden önce, klasik olduğu üzere, reklam stratejisi olarak sevişme sahneleri ile gündeme geldi, Berrak Tüzünataç ile Engin Altan Düzyatan'ın sevişme sahneleri ile. Ancak filmi izleyince bu sevişme sahnelerinin öyle abartıldığı gibi olmadığını gördüm. Filmde bazı sevişme sahnelerinde Berrak Tüzünataç anadan üryan olsa da, uzaktan çekildiği için pek bir etki yaratmıyor açıkçası.


Filmin Konusu

Bir Avuç Deniz, Deniz isimli bir kızın; Deniz’e aşık Mert’in; Mert’e aşık Deniz ve Dilek’in; belki de hepsinden önemlisi, oğlu Mert’e aşık Rana Hanım’ın hikayesi. Bir avuç aldığımız deniz, gerçekten deniz midir? Tutkularımızın sınırı nerede? (Sinemalar.com)

Böyle bir konusu var filmin. Eski sevgili, yeni sevgili ve anne üçgeni tarafından sevilen ve aynı zamanda bu üçlünün sevgisine karşılık veren, üçünü de seven bir kişiyi anlatıyor film. Film bir taraftan bir aşk filmi gibi gözükse de diğer taraftan özgürlük ve cesaret kavramlarını sorguluyor, sorgulatıyor.

Filmin karakterlerini incelediğimizde Mert (Engin Altan Düzyatan) ne kadar annesine ve ailesine düşkün ve aynı zamanda ilişki  ve özgürlük kavramları konusunda korkaksa, Deniz de (Berrak Tüzünataç) o kadar özgürlüğüne düşkün ve yer yer küstahlaşan bir karakter. Yani hayat tarzları olarak birbirine tamamen zıt karakterler... Aynı zamanda Deniz karakteri, öyle söylendiği gibi güzel bir kadın da değil. Ancak tabiî "gönül bu" dercesine Mert, güzel ve onu çok seven sevgilisi Dilek'i (Zeynep Özder) bırakıp Deniz'e gidiyor. Burada ister istemez, "İnsan bu kadar güzel ve sana düşkün kızı bırakıp bu kadına gider mi?" diye sormadan edemiyorsunuz. Tabiî Deniz Mert'i sadece sevgilisinden ayırmıyor, aynı zamanda onu arkadaşlarından da ayırıyor, işini kaybettiriyor ve hatta neredeyse ailesi ile de arasını bozuyor. Mert'in Deniz ile olan ilişkisi ona sevgiliye, arkadaşlarına ve işine mâl oluyor, onu yalnızlaştırıyor.


Filmin Ayrıntıları

Filme baktığımızda, film, eğitim ve gelir seviyesi yüksek bir ortamda, moda deyişle "camiada, cemiyet hayatında" geçiyor. Bunu, özellikle eğitim seviyeleri ve bitirilen okulları, filmde sıklıkla vurgulamaktan geri kalmıyorlar ve bir süre sonra da sıkmaya başlıyor. Tabiî sıkan şey sadece bu değil, film içindeki -özellikle filmin başında Mert'in ailesi ile olan- yer yer resmiyete yakın bir havada yer alan konuşmalar da sıkıcı unsurlar olarak yer alıyor. Resmiyet demişken, Engin Altan Düzyatan'ın konuşması ve ses tonunun giderek Rutkay Aziz'e benzemeye başladığını belirtmeden geçemeyeceğim.

Filmin bir bölümü, daha doğrusu başlangıcındaki önemli bir bölümü, yatta, denizde geçiyor. Yönetmen, deniz kavramı ve bu sebeple başroldeki kadına koyduğu Deniz ismi üzerinden bir kavram yaratmaya çalışmış. Deniz üzerinden zoraki bir felsefi yorum çıkatmaya,  kader ve özgürlük kavramlarının sorgulanmasına gitmeye çalışmış ama yapılan bu zoraki konuşmalar, anlamlandırmalar konuyu ileriye götüremiyor, havada kalmasına neden oluyor.

Filmin anlamına ve çıkardıklarıma gelirsek, filmden çıkarttığım anlam, bir kadına çok fazla bağlanmamak gerektiği ve kadınlardan korkulması gerektiği oldu. Zaten ilişki ve hayata bakışları açısından kadınlardan korkmama rağmen film bunun üstüne biraz daha gidiyor. Özellikle Deniz ve anne karakterleri açısından, özellikle de sürpriz finaliyle film "kadınlardan korkacaksın" diyor ve bir de üstüne genel geçer bir kavram olan "kadının en büyük düşmanı başka bir kadındır" metaforunu eklemeyi de ihmal etmiyor.


Filmin aynı zamanda senaristi de olan yönetmen Leyla Yılmaz, filmde Engin Altan Düzyatan ve Berrak Tüzünataç ikilisini başrole taşısa da bu ikiliyi Can Gürzap ve özellikle Ayda Aksel gibi usta oyuncularla destekleme yolunu seçmiş. Yönetmen, filmi kendi içinde üç bölüme ayırıyor: Dilek-Deniz-Yanlış... Bu arada şunu da belirtmek gerek, film, an itibariyle yönetmen Leyla Yılmaz'ın sinematografisindeki ilk ve tek film, hatta yapım. Doğal olarak yönetmenin acemliği filme yansıyor, bu durum açıkça sırıtıyor.

Aslında filmle ilgili yazacaklar var ama Beyazperde'deki analizde yer alan şu ifadelere katılmamak elde değil:

Tüm senaryoya baktığımızda hikâyenin oturması gereken zemin öyle boş ki, kıskançlık, sahiplik, özgürlük gibi kavramlar havada uçuşuyor sadece. Özetle yönetmenin, aklındaki ikilemi ne senaryoya, ne diyaloglara ne de filmin genelinde oyuncu yönetimine geçiremediği maalesef aşikâr.

Ne ayrı ayrı usta olarak değerlendirebileceğimiz oyuncular ya da yeni nesilden parlak oyunculuk sinyali veren yetenekler, ne Göcek koylarının mavisi, ne zeminsiz özgürlük arayışı, ne de sürpriz finali tek tek Bir Avuç Deniz'i kurtarmaya yetmiyor. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ShareThis

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...